1
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
55
Okunma
(Kokusu eskimiş bir mendil,..
Bir çekmecede yıllardır duran,
kenarı oyalı,
üzerinde belki eski bir parfüm damlası kurumuş bir mendil...
Bir zamanlar biri için ağlanmış,
sonra unutulmuş,
ama hâlâ gözyaşının izini taşıyan.
Bu mendilden başlayıp;
unutanlar, unutturulanlar,
yarıda bırakılan cümleler,
taşınırken atılamayan eşyalar,
bir kadının sandığı,
bir adamın ceketinin iç cebi,
çocukların bilmediği eski dualar
ve kokusu silinmeyen hatıralar üzerine
bir şiir.)
Bir çekmece açılır geceye,
tahta bir iç çekişle.
İçinden eski bir mendil çıkar
kenarı annem gibi oyalı,
ortası çocukluğum gibi kırık.
Üzerinde parfüm değil,
bir vedanın sesi kurumuş.
Kim bilir,
hangi çanta içinde taşındı bu mendil,
hangi otobüs yolculuğunda
cam kenarında susuldu onunla.
Belki biri aşkını sildi,
belki de bir baba
çocuklarına ağlamamış gibi yaptı
bu mendili buruşturup cebine sokarak.
Bu mendil,
hiçbir şeyin şahidi değil aslında,
ama her şeyi görmüş gibi susuyor.
Biraz nisan,
biraz terk ediliş,
biraz da kokusu kalmış bir omuz gibi…
Sahi, sen hiç
kokusunu kaybetmiş bir şeyi öptün mü?
Bir mendili mesela
onca hatıraya rağmen
hiçbirini hatırlamayan…
İşte ben bazen
tam da öyle bir mendil gibi hissediyorum:
Tutulmuş ama anımsanmamış.
Ben bu gece
bir şiiri değil,
çekmecedeki mendili yazmak istedim.
Çünkü insanlar
acıya alışınca anlatmaz,
bir eşyaya saklarlar onu.
Ve en çok,
unutulmuş gibi duranlar
bilir nerede kaldığımızı.
Gözyaşı kurur,
ama mendilin hafızası silinmez.
İşte bu yüzden
ben kimseye ağlamıyorum artık,
ama hâlâ
birinin cebine girmek istiyorum
sadece unutulmayacak kadar,
sadece taşınacak kadar.
5.0
100% (3)