Büyük olma yolundaki ilk adım, dürüst olmaktır. (s. johnson)
Erdem Öztürk
Erdem Öztürk

Son bakış

Yorum

Son bakış

( 2 kişi )

0

Yorum

10

Beğeni

5,0

Puan

64

Okunma

Son bakış

1

Bir hayale başlıyorum,
uçurum kenarında unutulmuş bir dua gibi
açılıyor önümde gece.
Dağ başı…
sırtımı yasladığım taş
benimle birlikte titriyor.
Bir kartal düşürmüş tüyünü
rüzgârın cebime sakladığı
bir ağıt gibi…

Elimi uzatsam,
kar taneleri kırılacak
camdan yapılmış çocuklar gibi.
Ben burada
susmuş bir kemanın içindeyim.
Kendine kapanmış bir şiirin
üçüncü dizesinde…

Fırtına,
sanki annem ölmüş de
o haberin içinden geçiyorum yeniden.
Sanki babam
ceketini pencerede unutmuş,
üşüyorum onun yerine.
Sanki bütün yoksulluklar
bir posta kutusuna bırakılmış adım soyadımla.

Biri olsun diyorum.
Biri fırtınada yanımda dursun.
“Geçecek” desin,
ama öyle cılız bir kelimeyle değil;
balkondan düşmüş bir çamaşır ipi gibi değil,
daha çok,
bir mezar taşının üstüne eğilmiş ninenin
fısıltısı gibi…

Korkma, desin.
Korkma, ben senin düşen hecelerini
topladım bu yokuşta.
Ben senin üstüne kapanmış bütün yağmurlardan
bir sığınak ördüm.
İçine
kırık bir sandalye,
bir eski battaniye,
biraz ıhlamur,
bir de çocukluğunu koydum.

Sen orada,
suskun bir yanardağsan eğer,
ben de
içine çökmüş son lavın hikâyesiyim.
Sen korkunun kalbinde
bir göçük gibi büyürken,
ben seni
bir çiçek gibi ezmeden
içimde taşıyorum.

Ve şimdi,
bu fırtınaya bir isim vermeliyim:
"Senin yokluğun"
diyecek kadar basit ama
“Dünyanın en büyük yıkımı”
diyecek kadar gerçek…

Hayale başladım.
Çatısını sen kurdun.
Ve biliyor musun,
biri geldi,
fırtınada yanımda durdu,
ve bana ilk defa
ölmeden “geçecek” dedi.

Ama sesi
ölü bir yaprağın
son defa gökyüzüne bakışı gibiydi.

2

Ben hâlâ buradayım.
Dağın yamacında bir kulübe buldum;
çatısı teneke,
duvarları yalnızlıkla örülmüş.
İçeride soba yok,
ama annemin sesini duyar gibiyim:
"Soğuksa şiir yaz..."

Duvara çakılmış bir çiviye
eski bir kazak asılı.
Kokluyorum,
kokusunda bir sonbahar kalmış
radyosu bozulmuş bir şehirde,
çocukken yürüdüğüm bir aralık ayı.

Yalnızım sanıyordum.
Ama değilmişim.
Bir karaltı var köşede;
bana değil,
yarım kalmış cümlelerime bakıyor.
Korkmuyorum.
Çünkü ilk defa biri
beni tamamlamaya gelmemiş.

Sorular sormuyor.
"Niye buradasın?" demiyor.
Sadece oturuyor.
Kollarını dizlerine sarıp
başını yağmurun sesine yaslıyor.
Ben de susuyorum.
İki suskunluk
birbirine denk gelince
bir dua olurmuş,
öyle öğrendim.

Zamanla konuşmayı unutuyorsun.
Cümlelerin yerini
bakışlar alıyor,
bakışların yerini
eski bir sobanın gıcırtısı.
Kalbin,
bir çaydanlık gibi kaynıyor ama
hiç taşmıyor.

Sonra o kalkıyor.
Kapıyı açmadan
bir şiir bırakıyor bana:
"Üşümüyorsan artık,
ben gidiyorum."
diyor.
Adını sormuyorum.
Çünkü bazı insanların adı olmaz,
vardığı yer olur.

Ve ben,
o günden sonra
kulübeden hiç çıkmadım.
Çünkü dışarıda fırtına yoktu artık;
fırtına içimdeydi.

3

Burası yangından artan yer.
Burada hiçbir şey yanmamış gibi durur ama
her şey artık küllerdendir.
Bir tek nar çiçeği var,
taşların arasından inadına açmış.
Onu ilk gördüğümde
"Bu kadar sessizlikte
bir renk nasıl bu kadar bağırabilir?"
diye düşündüm.
Ve kendime ilk defa sesli sordum:
"Ben hâlâ yaşıyor muyum?"

Nar çiçeği konuşmaz.
Ama ben onunla konuştum.
Çünkü insan,
en çok susanla konuşurmuş.
En çok içindekiyle.

Ben ona dokunmadım.
O bana dokundu.
Bir rüyanın son cümlesi gibi
avuç içime düştü bir yaprağı.
Islak...
Yeni doğmuş bir kelime gibi
titrek ve anlamlı.

“Ben,” dedi nar çiçeği,
“Senin gecelerinde
hiç açılmayan sabahım.
Senin çocukluğunda
oynamaya fırsat bulamamış
oyuncak kedinim.
Ben, senin ağzına almaktan korktuğun
ilk küfrüm.
Ben, duvara astığın
ama çerçevesini hiç takmadığın
aile fotoğrafındaki eksik yüzüm.”

Sustu sonra.
Ben de sustum.
Bir çiçekle konuşmak
insanı kendinden eder.

Kulübenin camı buğulu.
Camın buğusunda
bir kadın yüzü beliriyor bazen.
Ben onun kim olduğunu hep bildim.
Ama ismini hiç anmadım.
Çünkü bazı isimler
anılsın diye değil,
unutulmasın diye saklanırmış.
Ve bazı insanlar
ölmemek için değil,
birinin içinden hiç çıkmamak için
gitmeyi seçermiş.

Günler geçmiyor artık,
ama ben saymayı bıraktım.
Güneş,
dağın yamacına her vurduğunda
o nar çiçeği biraz daha büyüyor.
Ben onu sulamıyorum,
o beni büyütüyor.

Ve şimdi biliyorum:
Her fırtınanın sonunda
bir çiçek kalır geriye.
Her yangından sonra
bir yerden hayat sızar.
Küller…
sandığımız kadar boş değilmiş.

Ben bir hayale başlamıştım,
bir dağ başında,
bir fırtınanın ortasında…
Artık o fırtına yok.
Ama hayal de değil bu.
Bu,
gerçekten olmuş bir yalnızlığın
şiiridir.
Ve içinde
bir nar çiçeği vardır.
Hâlâ orada açar.

Paylaş:
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiiri Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (2)

5.0

100% (2)

Son bakış Şiirine Yorum Yap
Okuduğunuz Son bakış şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Son bakış şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL