0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
25
Okunma
Serpil’e
Sesin kaldı bende,
duvara yaslanmış bir gölge gibi.
Gitmiyor.
Adını söylemiyorum,
çünkü bazı isimler
yüksek sesle anılırsa
yıkılır insan.
Aynı kelimeyi
başka acılardan öğrendik biz.
Ekmek derken
yalnız açlığı değil,
susarken
yalnız korkuyu kastettik.
Sen yazdın,
ben anladım.
Aramızda bu kadar yeter.
Fazlası laf kalabalığı,
eksikliği inkâr olur.
Bir şiir attın ortaya,
taş gibi.
Ben eğilip aldım.
Cebime koymadım,
çünkü cepler çabuk yırtılır.
Avucumda tuttum,
avuç içi hatırlar.
Bazen aynı sokağa
farklı saatlerde düştük.
Aynı karanlığı
başka başka lambalarla geçtik.
Ama bilirim,
bir yerlerde
aynı cümleyi yarım bıraktık.
Hüzün sende kaldı sanma.
O, ikimizin arasındaki
sessiz anlaşma.
Ne eksilir
ne çoğalır.
Sadece
yer değiştirir.
Şimdi susuyorum.
Bu da bir cevap.
Çünkü bazı bağlar
konuşarak değil,
aynı ağırlığı
taşıyarak sürer.
Aynı yükü
iki ayrı omuzda taşımanın
adını koymadık hiç.
Zaten bazı şeyler
ad verilince hafifler,
biz hafiflemek istemedik.
Sen geceyi yazdın,
ben sabahın erkenliğini bildim.
Çünkü aynı karanlık
herkese aynı saatte dağılmaz.
Kime gün doğar,
kime içerde kalır.
Birimiz sustuğunda
öteki eksilmedi.
Bu yüzden
hiç tamamlanmadık biz,
tamamlanmak
fazla bir iddiaydı.
Yol uzun değildi belki
ama taşlıydı.
Ayakkabının içine dolan
küçük acılar vardı,
yürüdükçe fark edilen.
Onları da konu etmedik,
çünkü anlatılan acı
biraz süslenir.
Bazen yalnızca
aynı yere bakmak yetti.
Aynı şeyi görmek değil;
aynı yere bakmak sadece.
Aradaki farkı
ikimiz de biliyoruz.
Şimdi şiir burada dursun.
Devamı varsa
hayatta.
Çünkü bazı cümleler
kâğıtta değil,
Kaburga hizasında yazılır.