13
Yorum
40
Beğeni
5,0
Puan
340
Okunma

Ömrümüzden sayısız insan geçip gidecek, biliyorum.
Dilimizde yabancılaşmış "seni seviyorum"lar birikecek,
Başka dudaklarda, başka hayatların kıyısında.
Ama hiçbiri o ilk yangını söndürmeye yetmeyecek,
Biz hep o en eski, o en tanışık sızının gölgesinde üşüyeceğiz.
Sığınacağız sayısız kere başka hikayelerin kuytusuna,
Yabancı eller değecek belki yalnızlığımızın buz tutmuş yanına.
Ama her dokunuşta biraz daha gurbetleşeceğiz kendimize,
Kalbimiz o eski limanda, sende asılı bir mühür gibi kalacak;
Başkalarında değil, yine ve sadece sende tükeneceğiz.
Sayısız gecelerde birbirimizin adını sayıklayacağız sessizce,
Ayrı şehirlerin aynı kederinde, başka mevsimlerin kucağında.
Farklı kolların arasında saklanmaya çalışırken hayata,
Kendi sesimizin boşluğuyla uyanacağız gecenin bir yarısı;
İçimizde hiç dinmeyen o "keşke"lerin sağır edici ağrısı.
Çok sevdiğimizden, en çok da bu yüzden unutamayacağız birbirimizi.
Öyle ya, çok sevdiğimizden ayrılmış olacağız biz çoktan.
Vuslat bazen aşkın katiliymiş,
biz aşkı yaşatmak için mi öldürdük bizi?
Neden bu kadar erken bıraktık o masalsı hayatı?
Neden kendi ellerimizle kazdık bu büyük ayrılığı?
Derdimizi anlatacak kimsemiz olmayacak yanı başımızda,
Kalabalık sofralarda bile bir kişilik boşluk sızlayacak her daim.
Anlamalarını beklemeden, yorulmuş bir ruhun son nefesiyle,
Kilit vurup dilimize, ebediyen susacağız kendimize;
İçimizdeki uçurumlardan aşağı, kendimizi izleyeceğiz.
Sonra hep suçlayacağız birbirimizi, en çok da hiç haberimiz yokken.
Karşılıklı konuşmaya cesaret edemediğimiz ne varsa, içimize gömüp.
Sen beni "gitti" sanacaksın,
Ben seni "vazgeçti" bileceğim.
Neden mi?
Çünkü biz seninle sevgili,
Çok yarım, çok eksik,
Çok darmadağın bir hikaye bıraktık geriye.
Ah gücüm yetseydi eğer
Seni bir çırpıda zihnimden söküp atmaya,
Şu sol elimi dirseğime kadar daldırıp kalbimin en derinine,
Seni oradan köklerinle, acılarınla beraber çekip alırdım.
Yerine koca bir hiçlik ekerdim belki, bir taş koyardım o boşluğa;
Ama böyle diri diri yanmaktan kurtarırdım bu yorgun canı.
Ya da imkanım olsaydı, o kapıları yüzüne sonsuza dek kapatırdım.
Senin defalarca pervasızca girip çıktığın aklıma girip, kovardım seni.
Beynimin her hücresinden, her kıvrımından kazırdım adının harflerini.
Hatıraları ateşe verir, dumanını bile solumazdım bu şehrin;
Seninle geçen bir saniyeye bile muhtaç kalmazdım o zaman.
Sadece çekip çıkarmak istiyorum artık kendimi senin kalbinden.
Orada bir yük, bir sızı, bir gölge olmak ağır geliyor bu gurura.
Nefret etmek kolaydı, hiç hatırlayamamak ise en büyük mucizem olurdu.
Ama elimde değil işte, yapamıyorum, gücüm yetmiyor;
Seni çekip atmaya, bu yaralı ve sana tutsak kalbimden.
Sen… Sen beni tam "aşk yerimden" vurdun sevgili.
Zırhımın olmadığı, en savunmasız, en çocuk kaldığım o noktadan.
Yaralı bıraktın beni, kanayan bir hatıra gibi bir köşeye fırlattın.
Şimdi ne iyileşebiliyorum ne de ölebiliyorum bu aşkın enkazında;
Sadece senin bıraktığın o uçsuz bucaksız boşlukta yürümeyi öğreniyorum.
Şimdi gel de kurtar beni bu kelimesiz, bu sessiz karanlıktan.
Ben harflerin bittiği, sözün bittiği o kör noktadayım şimdi.
Dökülüyor dilimden kırık dökük heceler ama cümleler hep yarım.
Tutamayacağın, dibi olmayan bir boşluktan düşüyorum sana doğru;
Düştükçe biraz daha senleşiyorum, düştükçe biraz daha acıya alışıyorum.
Gel de toparla bizden geriye kalan bu kırık dökük enkazı.
Vazoları, umutları, yarım bırakılmış o çocuksu hayalleri…
Çünkü ben artık kendimi toplamaktan, kendimi aramaktan vazgeçtim.
Sen, ah sen... Beni tam aşk yerinden yaralı bıraktın;
Ve ben o yarayı, senden kalan tek miras gibi gururla taşıyorum şimdi.
Cemre yaman
5.0
100% (19)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.