14
Yorum
34
Beğeni
5,0
Puan
363
Okunma

Aynı pencere, aynı gökyüzü; durmadan değişen tek şey ışık.
Elimde tuttuğum fincanın buharı, geride kalan ömrün nefesi.
Bir ömür geçer, biz o anı bıraktığımız yerde kalırız.
Beklemek, duvarlara asılı duran, tozlanmış bir takvimdir.
Rüzgâr, dağların aynı sırtına bin kere çarpar, yorulmaz.
Taşın ağırlığı değişmez; ne kadar yontulsa da özü sabittir.
İnsan, kendi içine kurduğu o sessiz gölün kıyısında durulmaz,
Her fırtına geçer, geriye kalan sadece suyun derinliğidir.
Saçlara düşen ak, ruhun rengini asla değiştirmez.
Yüzümüzdeki her çizgi, bir zafer değil; ağır bir anlaşmadır.
Zaman bizi yıpratır, ama o ilk günkü heyecan eskirmez,
Çünkü büyük bir hatıra, kendini sonsuza dek onarır.
Sana yazdığım ilk kelime, şimdi son kelimem oldu.
Her devir, o tek cümlenin etrafında dönen boş bir daireydi.
Ne kadar uzağa gitsem de, o başlangıç anına mahkûm oldu,
Benim ömrüm, senin adınla atılan sessiz bir yeminle geçti.
Bir ömür geçer ve yavaşça anlarız: Huzur, hızda değil.
O, nefesin alışılmış ritminde saklı, sade bir alışkanlık.
Artık koşan atların nal sesleri kalbimde yankılanmaz,
Sadece kendi iç sesimin mırıldandığı kırık bir ıslık.
Sonunda, ne büyük hayaller kalır ne de tutkulu bir yemin.
Geriye kalan, sadece bir ömrün sessizce kabullenişi.
Biz geçeriz; ama bıraktığımız iz, o ince, kırılgan hüzün,
O, zamanın kendisinden bile daha uzun süren bir direniştir.
Unutulmuş bir melodi gibi, usulca çalar içimde o ses.
Ne bir beklenti taşır, ne de bir haykırış diler.
Her an, bir önceki anın gölgesi, ağır ve kesin bir nefes,
Ve ben, o gölgenin içinde yavaşça eriyen bir sabır.
Penceremden sızan ay, artık yol göstermez, sadece bekler.
Bütün hikâyeler bittiğinde, ışıklar neden sönmez?
Gecenin derinliğinde, tek gerçek kalan o ince sızı,
Bizi tüketmeyen, ama bizi bizden alan o tarifsiz cızırtı.
Yaşamak, eski bir kitabı yüzlerce kez okumak demektir.
Her seferinde aynı sonuca varmak, aynı acıya değmek.
Yine de o sayfaları çevirmekten vazgeçmeyen bir inat,
O inat, ruhumun en derinlerine ekilmiş bir kederdir.
Ellerim, artık ne bir şeyi tutmak ne de bir yere varmak ister.
Onlar, sadece geçmişin sıcaklığını taşıyan boş birer kabuk.
Dokunduğum her şey, sana ait bir hatıranın yansıması,
Bu ömür, sessizce akıp giden bir ırmak, uysal ve çabuk.
Sonunda ne bir zafer tacı taktım, ne de büyük bir yenilgi.
Sadece nefes aldım; bu, kendi başına en büyük mucizeydi.
Her geçen gün, o ilk günkü vedanın gölgesi,
Şimdi içimde büyüyen, dingin ve güçlü bir bilgelik.
Biz geçeriz, ama yaktığımız yerdeki ateşin közü kalır.
O köz, bizi ne yakar ne de ısıtır; sadece var olduğunu bilir.
Ömrümüzden geriye kalan, ne bir iz ne de bir pişmanlık olur;
Sadece o ilk andan sonsuza dek süren, kırılmaz bir sessizliktir.
Cemre yaman
5.0
100% (21)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.