8
Yorum
13
Beğeni
5,0
Puan
60
Okunma

Mühürlü kapıların ardında büyüttüm bu sessizliği,
İçimde uğuldayıp duran fırtınayı bir tek gece bildi.
Yüzümü hangi göğe dönsem parmak uçlarım kış kıyamet,
Bir adım atsam dipsiz uçurum, dursam zaman zifiri karanlık.
Sen de haklısın yar...
Kim ister ki kökleri kurumuş bir asırlık çınara su vermeyi?
Ne zaman bir avuç umut serpsek şu ömrümüzün çorak toprağına,
Ardından hep böyle boynu bükük, hoyrat ayrılıklar boy veriyor.
Sana çıkan yollar ketum, dağların göğsü dilsiz bir duvar,
Belli ki bu kara sevdanın alnına,
Daha ilk nefesten önce hasret kazınmış en keskin yerinden.
Biz seninle aynı cümlenin içinde bile yan yana yürüyemedik.
Sen öznesiydin o pürüzsüz göklerin, ulaşılamaz ufukların,
Bense kendi içimin derin kuyusuna çekildim bir gölge gibi.
Göçmen kuşlar kanat çırpar da varamaz ya hani yarım kalan menziline,
Benimki de öyle; hep bir ömür geride kalmak senden, hep eksik.
Şimdi sitem etsem hangi rüzgar duyar sesimi, neyi değiştirir?
Sussa bu dil,
Kalbimin viran eyvanındaki o koca sızı diner mi?
Kaderin çizgisi ruhumuza bu kadar acımasız çekilmişken,
Kime, hangi lisanla anlatabilir ki kendini bu yorgun yürek?
Ne senin gücün yeter küle dönmüş bu yazıyı baştan yazmaya,
Ne de benim dermanım kaldı hayali yollara bakıp avunmaya.
Biz seninle aynı yangından
arta kalan iki ayrı toz zerresiyiz;
Birbirine hiç kavuşamayan ama hep aynı gökyüzünde savrulan.
Ulaşamadığım tenin değil, ruhunun o fethedilmez mağrur ülkesiydi,
İnsan en çok kalbine gurbet düştüğünde böyle derinleşirmiş.
Şimdi avcumda mısra mısra birikmiş bir dünya dolusu ah,
Ve gözlerimde gitgide büyüyen kanaksanmış hüzünle dertleşiyorum..
Gözlerin...
Karanlığımın tam şah damarında duruyor hâlâ dilsiz bir kor gibi.
Biliyorum, ne bu mesafeler kısalacak önümüzde bir parmak boyu,
Ne de bu amansız alın yazısı dize gelecek sitemimizle.
Yazgı derler adına, hırpalanmış bir ömürle silmeye güç yetmez,
Bir garip kuş gibi tünedim kırdığın o dala, bakakaldım öylece.
Ne desek boş, ne söylesek nafile
artık,
Şu akıp giden yalan dünyaya,
Payımıza düşen bu hüzünmüş meğer, ömrümüze biçilen,
Varsın payımıza yine acı bu bıçak sırtı hasret düşsün,
Varsın bu yarım kalmış hikaye Hiçbir kitabın sayfasına sığmasın.
Yarım kalan ne varsa bu fani dünyada,
Bilirim ki en temiz, en saf haliyle kalır mahşerin koynunda.
Leke değmezmiş uzaktan uzağa, gözyaşıyla büyütülen o dilsiz sevdalara,
Solmazmış o hiç dokunulmamış, yaşanmamış günlerin rengi.
Çünkü insan en çok dokunmaya kıyamadığını saklarmış kalbinde,
En çok oradan vurulur, en çok oradan kanarmış sessizce.
Sen de haklısın...
Gözünün kesmediği o dik yokuşları bırakıp, dertsiz düzlüklere sığınmışsın.
Bu yangın, yarı yolda sırtını dönenlerin değil,
Bir ömür külüne sadık kalanların harcıymış meğer;
Sen unuttun, bitti sanıyorsun ya yar,
Ben bu gidişin acısını bile,
Seni utandıracak bir gururla içimde yaşatıyorum.
Cemre yaman
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.