5
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
93
Okunma
O telefon acı acı çalmadıysa,
bir hastane koridorunda zaman donup nefesin göğsüne düğümlenmediyse,
“hazırlıklı olun” diyen bir sesle dünya başına yıkılmadıysa
acı çektim deme bana.
En sevdiğini toprağa vermediysen,
ellerin titreyerek kefenin ucuna değmediyse,
“son kez” denilen bir ana kalbin parçalanarak tanıklık etmediysen
acıdan söz etme.
Mezar taşına konuşmadıysan,
adını soğuk mermerden okuyup
“buradayım anne” diyecek bir ses beklemediysen,
toprağın altına değil kalbine gömdüysen evladını
acı nedir bilmezsin.
Evlat acısı başka hiçbir şeye benzemez.
O, zamanla azalmayan, alışılmayan,
sadece insanın içine çöreklenen bir yangındır.
Her sabah aynı güne uyanırsın ama sen aynı insan değilsindir artık.
Ev aynıdır, eşyalar yerli yerindedir,
ama eksik olan bir nefes vardır,
odaları dolaşan bir sessizlik vardır
ve o sessizlik insanın aklını parçalayan bir çığlıktır.
Kimse bana “zamanla geçer” demesin.
Zaman geçer, günler değişir, mevsimler döner
ama bir annenin içindeki boşluk yerinde durur.
Evladın yokluğu saate bakmaz, takvime uymaz.
Gecenin bir yarısı uyanıp adını sayıklarsın,
sabah kahvaltı hazırlarken bir tabak fazla koyarsın,
kalabalığın ortasında bile onu ararsın.
Ben evlat acısının üstüne acı görmedim.
Çünkü bu acı, insanı hayatta tutarken öldüren bir acıdır.
Nefes alırsın ama yaşamak denmez buna.
Gülümsersin belki ama o gülüş dudakta kalır,
kalbe hiç uğramaz.
Toprağın altına evlat koyan bilir;
insan o gün ölmez ama bir daha da tam yaşayamaz.
Bir yanın hep mezarlıkta kalır.
Bir yanın hep “keşke”lerle konuşur.
Bir yanın, bir daha asla iyileşmeyecek şekilde yaralıdır.
O yüzden,
o telefon acı acı çalmadıysa,
en sevdiğini toprağa vermediysen,
mezar taşına sarılıp konuşmadıysan
acı çektim deme bana.
Çünkü ben,
evlat acısı üstüne
daha ağır bir acı görmedim.
Bu acı anlatılmaz,
çünkü anlatmaya kalktığında kelimeler yetmez,
yetmediği yerde insan susar.
Ama susmak da çare olmaz,
çünkü evlat acısı sessizlikte daha çok bağırır.
Geceleri herkes uyur,
sen uyanık kalırsın.
Bir ses duyar gibi olursun,
bir kapı gıcırdar sanırsın,
kalbin “o mu?” diye yerinden fırlar
ama yine sessizlik…
Yine yokluk…
Yine içinden sökülüp alınmış bir can.
Fotoğraflara bakarsın,
aynı kareye defalarca…
Saatlerce…
İnsan bir fotoğrafa bu kadar bakar mı deme,
bakar.
Çünkü bakmak,
bir anlığına da olsa varmış gibi hissettirir.
Çünkü bakmazsan
onu kaybettiğini kabul etmek zorunda kalırsın
ve bu, insanın gücünün yetmediği bir şeydir.
Bayram gelir,
kimseye söylemeden ağlarsın.
Doğum günleri gelir,
takvim sana acımasızca hatırlatır.
Herkes “hayat devam ediyor” der,
ama sen bilirsin:
hayat devam etmez,
sadece sen sürüklenirsin.
Bir anne için evlat,
sadece bir çocuk değildir.
O, kalbinin dışarıda atan halidir.
O yüzden evlat gittiğinde
kalbin de yarısıyla birlikte gider.
Geriye kalan yarı
sadece acıyı taşımak için çalışır.
Kimse bana güçlü ol demesin.
Güçlü olmak,
her gün bu acıyla uyanıp
yine de ayakta durmaya çalışmaktır zaten.
Ama güçlü olmak
acı hissetmemek değildir.
Ben her gün yeniden yıkılıyorum,
sadece kimse görmüyor.
Mezarına gidip konuştuğumda
insanlar uzaktan bakıyor.
Deli sanıyorlar belki.
Oysa bilseler…
Bir anne evladının taşına konuşmaz,
kalbine konuşur.
O taş sadece adres olur.
Ben evlat acısının
üstüne acı tanımadım.
Çünkü bu acı
insanı hayatta tutarken
ruhundan vazgeçtirir.
Gülersin ama içinden bir şey eksiktir,
konuşursun ama sesin titrer,
yaşarsın ama
hep yarım…
O yüzden tekrar söylüyorum:
O telefon acı acı çalmadıysa,
en sevdiğini toprağa vermediysen,
mezar taşına sarılıp
“anne buradayım” demeyi beklemediysen
acı çektim deme bana.
Ben,
evlat acısı üstüne
daha ağır bir acı
görmedim…
Bu acının bir sonu yok.
Alışanı yok, ilacı yok, tesellisi yok.
Zaman dediğiniz şey sadece günleri eskitir,
acıyı değil.
İnsan bazen “dayanıyorum” sanır,
oysa sadece düşmemek için tutunuyordur.
Ben toprağın üstünde yaşıyorum belki
ama kalbimin yarısı toprağın altında.
Nereye gitsem eksik,
kime baksam yarımım.
Gülüşlerim ödünç,
nefesim borç gibi.
Bir evladın ardından
anne mezara değil,
kendi kalbine gömülür.
Ve o mezar
her gün yeniden açılır.
O yüzden sakın bana
acıdan söz etme.
Bir telefon sesiyle yıkılmadıysan,
bir tabutu omuzlarında taşımadıysan,
mezar taşına eğilip
“anne buradayım, duyuyor musun?”
diye fısıldamadıysan…
Sus.
Çünkü ben öğrendim:
Bu hayatta
evlat acısının üstüne
daha ağır bir acı yok.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.