0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
14
Okunma
Özlem dedikleri şey… Bir insanın canından can kopmasıymış meğer…
Kimse anlamıyor. Çünkü kimse bir annenin içindeki o susmayan çığlığı duymuyor. Herkes “geçer” diyor… Oysa evlat acısı geçmiyor. Sadece insan, içindeki yangını kimse görmesin diye susmayı öğreniyor.
Ben bir yoğun bakım kapısında ömrümü bıraktım. Bir “iyi olacak” cümlesine tutunup geceleri sabahladım. Doktorun yüzüne bakarken içimde bin defa öldüm. Ve her duamda: “Allah’ım her şeyimi al ama kucağımı boş bırakma…” dedim.
Sonra bir gün… Dünyanın en ağır cümlesini duydum: “Kaybettik…”
İşte o an anladım; insan yaşarken de ölüyormuş.
Bir annenin evladını tabutta görmesi… Toprağa kendi elleriyle emanet etmesi… Tarifi olmayan bir kıyametmiş. O gün sadece bir evlat gitmiyor… Bir annenin nefesi, sesi, gücü, yarını da gidiyor.
Şimdi herkesin içinde yürüyorum ama kimse bilmiyor… Ben hâlâ o hastane koridorundayım. Hâlâ bir kapı açılsın da “yanlış oldu” desinler diye bekliyorum. Çünkü anne yüreği kabullenemiyor.
Geceleri… Bir “anne” deyişini özlüyorum. Bir kokuyu… Bir sesi… Bir gülüşü…
Bazı acılar vardır; mezarı toprağa değil, annenin kalbine kazılır.
Evlat acısı… İnsanın içine ömür boyu dinmeyecek bir ateş bırakır… Ve o ateşin küllerinde, bir anne sessizce yanmaya devam eder…
İnsan bazen ölümü değil… Eksik kalmayı taşıyamıyor.
Bir annenin canından kopanı toprağa vermesi, nefes alıp da yaşayabilmesi mucize aslında. Çünkü ben o gün toprağa sadece evladımı koymadım… Gülüşümü koydum. Umutlarımı koydum. İçimdeki bütün baharları koydum.
Şimdi hangi kapı çalsa dönüp bakıyorum. Sanki gelecekmiş gibi… Sanki birazdan “anne” diyecekmiş gibi… İnsan biliyor aslında. Ama anne yüreği kabullenmiyor.
Bir odanın sessizliği bile acıtıyor artık. Dokunduğu eşyalar, yastığında kalan kokusu, yarım kalan cümleleri… Hepsi bir hançer gibi saplanıyor geceleri.
Kimse görmüyor belki ama… Ben her gün yeniden kaybediyorum evladımı. Her sabah yokluğuna uyanıyorum. Her gece hasretine sarılıyorum.
En çok da ne yoruyor biliyor musunuz? Güçlü görünmek…
“Sabret” diyorlar. Sanki sabır kolaymış gibi… Ben sabretmiyorum aslında, sadece dağılmamak için Rabbime tutunuyorum.
Çünkü bir anne, evladının mezarına baktığında toprağı değil kendi kalbini görüyor.
Bazı insanlar “hayat devam ediyor” diyor… Ama bilmiyorlar… Benim hayatım o gün durdu. Sadece ben, gidenin arkasından yürümeye mecbur kaldım.
Şimdi içimde dinmeyen tek şey özlem… Öyle bir özlem ki; ne zaman hafifliyor, ne de alışılıyor.
Bir evladın yokluğu… Bir annenin içinde hiç kapanmayan bir mezar oluyor…
Gece olunca daha çok büyüyor acım… Çünkü kalabalık susuyor, hayat yavaşlıyor, ve insan en çok sessizlikte duyuyor yokluğu.
Ben bazen onunla konuşuyorum hâlâ… Fotoğrafına bakıp anlatıyorum içimde kalanları. “Bugün çok özledim seni” diyorum. “Bugün yine dayanamadım…”
Sonra birden gerçeği çarpıyor yüzüme… Ses yok. Cevap yok. Sarılmak yok.
İşte o an insanın içi paramparça oluyor.
Bir anne için evladının ölümü, dünyadaki bütün mevsimlerin aynı anda kararması gibi… Ne gelen bahar içini ısıtıyor, ne açan çiçekler gözünü sevindiriyor. Çünkü senin en güzel çiçeğin toprağın altında uyuyor.
Herkes zamanla alışılır sanıyor. Oysa insan evlat acısına alışmıyor… Sadece acısını içine gömüp sessiz yaşamayı öğreniyor.
Ben artık gülerken bile eksik gülüyorum. Çünkü bir yanım hep mezarlıkta kaldı. Bir yanım hâlâ o son bakışta, o son nefeste, o son vedada donup kaldı.
Bilirsiniz… Bazı insanlar öldükten sonra toprağa girer. Bazıları ise yaşayanın içine gömülür.
Ben evladımı kalbime gömdüm… O yüzden attıkça canımı yakıyor yüreğim.
Şimdi tek duam şu: Rabbim… Bana onsuz geçen günleri değil, ona kavuşacağım günü yakın eyle…
Çünkü bir annenin en büyük özlemi, yeniden evladının sesini duymaktır…
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.