Olgun adam bilgisini saat gibi taşır, çıkarıp herkese göstermez, gerektiğinde kullanır. (t. brown)
Erdem Öztürk
Erdem Öztürk

Yanlış Adım

Yorum

Yanlış Adım

0

Yorum

2

Beğeni

0,0

Puan

23

Okunma

Yanlış Adım

Beni kimse çağırmadı bugün de,
ama sabah erkenden uyanmış bir düşüncenin kenarında oturup
adımın bana ait olup olmadığını uzun uzun tarttım,
bir terazinin iki kefesine de aynı yüzü koyup
hangisinin daha ağır geldiğini anlamaya çalışır gibi,
aynı yüz, iki farklı sessizlik.

Sokak, sabahları kendini başkasının rüyası sanıyor,
dükkan kepenkleri yarı kapalı birer göz kapağı,
her şey birazdan başlayacakmış gibi
ama aslında çoktan bitmiş bir şeyin ardından
usulen yapılan hazırlıklar bunlar,
ben bunu anlıyorum, kimseye söylemiyorum.

Bir yerde kalabalık vardı,
ama kalabalık dediğim şey ses değildi,
daha çok üst üste binmiş niyetler,
aynı cümleyi farklı ağızlarla tekrar eden bakışlar,
insanı içinden geçerken inciten bir yoğunluk,
birden çok elin aynı anda omzuna dokunması gibi,
hangisi itti, hangisi tuttu ayırt edemiyorsun.

Bir ara durdum,
durdum çünkü ilerlemenin artık bir anlamı kalmamıştı,
ilerlemek de geri dönmek kadar anlamsızdı,
ikisi de aynı yere çıkıyordu:
içimde sürekli genişleyen o boşluğa,
eşya koysan dolmayan, söz koysan taşmayan.

Bazen kendimi başka bir adla yokluyorum,
olur ya biri duyar da döner diye,
ama dönmüyor kimse,
dönmemek bu çağın en güvenilir alışkanlığı,
herkes yürürken bile gitmiyor aslında,
sadece bulunduğu yeri yanında taşıyor.

Günün bir saatinde,
zamanın bir köşesi bana takılıyor,
saatler birbirine karışıyor,
önce sayılar eriyor, sonra anlam,
sonra “şimdi” dediğim şey
ince bir çizgiye dönüşüp kopuyor,
ben hangi tarafta kaldığımı bilmiyorum.

Bir yapı var sanki,
ama duvarlarını göremiyorum,
içindeyim, dışındayım,
her adımda yer değiştiriyor,
bazen yüksek, bazen alçak,
bazen sadece nefes alırken var oluyor,
bir düzen hissi veriyor,
ama o düzeni kuran kim,
onu da bilmiyorum.

İnsanlar bir şeylere bakıyorlar,
bakmak dediysem görmek değil,
daha çok tanıklık etmek,
bir karara varmış gibi durmak,
sonra o kararı hemen unutmak,
unutmanın verdiği hafiflikle
bir başkasının önüne geçmek.

Ben bir yere girdiğimde
içimdeki ağırlık da benimle geliyor,
oturduğum sandalyenin dayanma payı azalıyor,
odalar daralıyor,
sözler daha çabuk tükeniyor,
kimse fark etmiyor bunu,
çünkü herkes kendi ağırlığını
başkasının omzuna bırakmanın yollarını öğrenmiş.

Bir an geliyor,
bütün bunları yüksek sesle söylemek istiyorum,
ama ses dediğin şey de güvenilir değil,
çıktığı yere geri dönüp
insanı yarı yolda bırakabiliyor,
o yüzden susuyorum,
susmak burada bir erdem değil,
sadece daha az zarar veriyor.

Birileri bakıyor bana,
bakışlarında ölçen, tartan, ayıklayan bir şey var,
sanki insan dediğin şey
bir listeye yazılacak maddelerden ibaretmiş gibi,
uygun olanlar içeri,
olmayanlar dışarı,
dışarının nereye denk düştüğü ise
hiç konuşulmuyor.

Sonra bir kapı açılıyor,
açılan kapı ferahlık getirmiyor,
sadece başka bir içeri sunuyor,
aynı kuralların biraz daha yumuşak sesle söylendiği,
aynı bakışların bu kez
daha yakın mesafeden dokunduğu bir yer,
kaçmak değil bu,
sadece oda değiştirmek.

Bir an için
bir başkasının eli değiyor koluma,
tutmak mı bu, çekmek mi,
yardım mı, alışkanlık mı,
ayırt edemiyorum,
ama hareket ediyorum,
hareket edişim bana ait mi,
ondan da emin değilim.

Terliyor her şey,
zaman, beden, düşünce,
her şey sanki yıkanmış da
tam kurumadan yerine konmuş gibi,
üstümüzde kalan nem
bizi birbirimize benzetiyor,
ayırtlar siliniyor,
isimler anlamını yitiriyor.

Bir yere varıyoruz sonunda,
varmak dediğim,
yorulmanın durması gibi bir şey,
burada artık kimse acele etmiyor,
ama kimse rahat da değil,
herkesin yüzünde
yarım bırakılmış bir cümle var.

Konuşuluyor,
ama söylenenlerle kastedilenler
aynı odada durmuyor,
bir ses yükseliyor,
yüksek bir yerden,
yüksekliği mekândan değil
yetkiden alan bir sesten,
ben sadece bazı kelimeleri seçebiliyorum,
geri kalanı gürültü.

Kendimi savunmak aklıma geliyor,
ama savunulacak ne var,
hangi suç,
hangi hata,
hangi yanlış adım,
bilmiyorum,
bilmediğim bir şey için
kendimi açıklamak
bana anlamsız geliyor.

Birden her şey bitiyor,
bitti dediğim şey bir karar değil,
sadece herkesin aynı anda
başka bir yöne bakması,
ben de bakıyorum,
dışarı çıkıyorum,
sokak yeniden başlıyor,
deniz uzakta,
yakınlığıyla değil
uzaklığıyla var.

Bir süre duruyorum,
kumda şekiller var,
dalga değil, ayak izi değil,
daha çok vazgeçilmiş hareketler,
tam yapılacakken geri çekilmiş adımlar,
bağırmak istiyorum,
ama bağırmak da artık
çok eski bir yöntem.

Akşam oluyor,
odamda beyazlıklar asılı,
temiz ama bana ait değil,
gökyüzü biraz ödünç alınmış gibi,
kuşlar geçiyor,
onları sevmiyorum,
çünkü geçiyorlar.

Bir şey satın almak istiyorum,
kendime bakabileceğim bir yüzey belki,
ama yeni değil,
eski, çizik,
beni olduğumdan daha net göstermeyecek kadar bozuk,
taşıyacağım onu,
kalabalıkların içinden,
büyüyen yolların kenarından,
kendime doğru.

Akşam yemeği basit olacak,
biraz ekmek,
biraz sessizlik,
sonra uyumak,
uyku dediğim,
her şeyin bir süreliğine
beni yok sayması,
buna ihtiyacım var.

Sabah olunca
bunların hepsini kendime anlatacağım,
çünkü kimse sormayacak,
sorulmayan şeyler de
ancak böyle var kalıyor,
anlatıldıkça değil,
içinde büyüdükçe.

Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiiri Değerlendirin
 
Yanlış adım Şiirine Yorum Yap
Okuduğunuz Yanlış adım şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Yanlış Adım şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL