0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
48
Okunma
Haritaların susmayı öğrendiği bir yerde başlar her şey,
taşların birbirine eğilerek konuştuğu, sesin adını unuttuğu bir yerde,
akışkan bir soluk dolaşır orada,
bazen cam gibi yumuşak, bazen dişlerini sıkan bir trenin gölgesiyle sertleşen,
kulak iki ayrı nabzı aynı anda taşımayı öğrenir,
biri içeri doğru akar, diğeri havayı yararak geçer.
Yukarı doğru bakınca yükseklik bir fikirden ibarettir,
yerçekimi tereddüt eder,
toprak kendini tutar da kaymaz,
orada eğimli bir suskunluğun omzuna yaslanmış bir ev durur,
Dönülmüş, vazgeçilmiş bir ev.
duvarları hatıralardan örülmüş,
çatısı beklemekten ağırlaşmış.
İçeriden nefesle ölçülen bir zaman sızar,
parmak uçlarıyla değil göğüs kafesiyle üflenen bir yalnızlık,
notalar isimlerini saklar, sadece iz bırakır,
ince bir çizgi gibi girer havaya,
sonra bir kuşun kanadında kaybolur,
geri dönmeyi düşünmeden.
Aşağıda akıp giden nehir durmadan kendini tekrar ederken,
yukarıdaki ses ona cevap verir,
ikisi de aynı dili bilmez ama anlaşırlar,
biri sabırdan yapılmıştır,
diğeri dirençten,
ikisi de vazgeçmekten uzak.
Bir açıklık vardır, içeriyle dışarı arasındaki o şeffaf eşik,
Uzakta bekleyen bir dua beyazın çoğaldığı anları toplar,
her tanecik düşerken bir umudu siler,
eller birleşmez, dudaklar kıpırdamaz,
ama göğsün içinde eski bir metin katlanır,
okunmadan ezberlenmiş.
O an kirpiklerin ucunda ağırlaşan şey
adını söylemeden düşer,
ne yere çarptığı duyulur
ne de kaybolduğu,
sadece hava biraz tuzlanır
Ciğer havadan utanır
ve kalp kendine bir adım daha yaklaşır.
Bütün bunlar olurken hiçbir şey olmuş gibi görünmez,
yer yerinde durur, ses sesinde kalır,
göz yaşında bekler,
yükseklik alçalmayı düşünmez,
alçaklık yükselmeyi,
ama bir yerlerde görünmeyen bir defterde
ince uzun satırlar yazılır durmadan,
hiç bir zaman defterin okumayacağı satırlar,
mürekkebi ne sudur ne de kan,
insanın içinden sızan bir duadır.