1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
203
Okunma

Zamanın tozu kalktığında
bir kavim yürürdü yeryüzünde:
İnsan suretinde,
ama insansız...
Ne kılıçları vardı,
ne orduları;
ama her devirde kazanan
onlar olurdu.
Çünkü savaşmazlardı,
sızarlardı...
Bir sırt ararlardı önce,
yüksek olsun diye değil,
taşıyacak biri olsun diye.
Emek kutsal derlerdi,
ama elleri tertemizdi;
hiç çalışmaktan kirlenmemişti...
Dillerinde erdem,
ellerinde hesap,
kalplerinde sessiz bir açlık…
Doymazdı bu açlık;
çünkü mideyle değil
vicdan yokluğuyla beslenirdi.
Bunlar konuştu mu
adalet susardı,
bunlar güldü mü
hakikat geriye çekilirdi.
Sözleri destan gibi uzun,
izleri gölge kadar kısaydı.
Her çağda
başka bir adla anıldılar:
Bilge dediler kendilerine,
önder dediler,
öncü dediler…
Ama tarih onları
hep aynı sayfaya yazdı:
Dipnota.
Maskeleri vardı:
Biri kalabalıklar için,
biri güçlünün huzurunda,
biri de mazlumun gözünü boyamak için.
Ama gece olunca
hiçbiri işe yaramazdı;
çünkü karanlık
onları zaten tanırdı...
Tilkiye hakaret ettiler
“kurnaz” diyerek,
oysa tilki doğasına sadıktır.
Bunlarsa
her sabah başka bir doğayla uyanırdı.
Omurga dedikleri şey
mevsimlikti...
Bir gün
zaman yoruldu onları taşımaktan.
Tarih kalemini durdurdu,
sessizlik konuştu.
Maskeler düştü,
alkışlar sustu,
sırtlar doğruldu.
Ve o an anlaşıldı:
Bunca gürültünün ardından
geriye kalan
kocaman bir hiçti...
Ne bir iz,
ne bir iyilik,
ne bir onur…
Sadece
“vardı” denilen ama
“olmadı” diye hatırlanan
bir kalabalık.
İşte destan böyle biter:
Kahramanı olmayan,
şerefi olmayan,
ama ibret dolu bir hikâye olarak.
Ve son mısra,
taşa değil,
vicdana kazınır:
İnsan gibi yaşamak zordur,
ama insan gibi görünmek
her zaman ucuzdur...
Erol Kekeç/25.12.2025/Sancaktepe/İST
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.