3
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
213
Okunma

Bir bahar tanesi gibiydin yağmur mevsiminde.
Ne çiçekler soldu, ne tomurcuklar sarardı.
Sanki mevsim senin gülüşünden doğmuş gibiydi,
her şey biraz senden ibaretti — gökyüzü bile.
Bazen düşünüyorum, bir insanı güzel yapan şey neydi gerçekten?
Gözlerinin rengi mi, sesinin tonundaki huzur mu,
yoksa dokunduğu her şeyde iz bırakabilme gücü mü?
Sen geçerken umut yeşerirdi,
bir çocuğun yüzündeki gülümseme kadar saf bir şeydi bu.
Papatyalar sevgimizin kahve falıydı,
her “seviyor” dediğinde içimde bir bahar daha başlardı.
Bir fincanın dibinde bile senin yüzünü aradım,
çünkü bazı sevgiler, inanmakla yaşar,
sen de bendeki en güzel inançtın.
Kırılmak bile güzeldi o zamanlar,
çünkü seninle kırıldığımda bile içinde sen vardın.
Bir yağmur başlardı,
ve ben bilirdim — bir yerlerde sen de aynı yağmura bakıyorsun.
O ortak ıslanışta buluşurduk,
ne şehir aynıydı, ne zaman; ama his hep aynıydı.
Sonra bir gün gidişin geldi.
Sessiz, sade, açıklamasız...
Belki de her ayrılığın kendine ait bir dili vardır;
senin dilin suskunluktu.
O günden beri yağmurlar daha sert yağar,
pencereler daha soğuk görünür bana.
Şimdi o pencerenin önünde bir fincan kahveyle oturuyorum.
Yanında bir demet papatya var —
bir zamanlar falımıza baktığımız gibi,
şimdi ben tek başıma “seviyor mu?” diyorum.
Her defasında papatyalar sessiz kalıyor.
Belki de suskunluk, cevabın ta kendisidir.
Sen bir bahar tanesi gibiydin yağmur mevsiminde,
ben ise o yağmurun içinde kalan son izdim.
Ayak izlerinde çiçekler açardı sen yürürken,
bense her defasında o izlere basmamaya çalışırdım —
kutsal bir hatırayı incitmekten korkar gibi.
Ve şimdi anlıyorum,
bazı insanlar gitmez aslında,
sadece kalmanın başka bir yolunu bulur.
Senin gidişin de öyleydi;
yokluğunda bile var olan bir bahar gibi.
5.0
100% (8)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.