7
Yorum
39
Beğeni
5,0
Puan
712
Okunma
Göçmen bir sızı
Kuş nefesli
Kurt cüsseli bir yaranın sessizlik seansı
Rengim
....
Adımı unutan rüzgârla konuştum bu sabah...
Rengim…
Unutuluşun boğumlu dilinde bir göçmen rüzgârı.
Yorulmuşum
içime çöken zamanın yüküyle,
kambur bir dağ gibi taşıyorum
geçmişin suskun haritasını.
Yüzümde solmuş lavantanın rüya lekesi.
An geliyor,
karanlık seller basıyor içimin hendeklerini;
ve kalbim, serabın göz kırpmasıyla
soyunuyor çorak sonsuzluğa.
Uçurumun içini çeken dil kıyısında büyür diken,
fısıldar orman…
Kuş tüyüyle kazınmış bir dokunuş
arar içim,
en kırılgan mucizeyi.
Yanımda kurt cüssesiyle oturur yalnızlık;
susmakla ulumak arasında
titriyor zaman.
Sessiz bir feryat bu,
ışıksız yıldız gibi,
kırılgan bir kalkanın
en ağır zırhı.
Usul bir hüznün kızarmış yaprakları,
geçmişin saltanatı.
Bakar harmanlı ırmak, bulutlanan atlarla.
Ki, suskun bir doğan gibi kanat çırpıyor kopmayan çığ.
Çığlık atmakla dua etmek
aynı yere düşüyor bazen.
Serin bir suskunluğun sahrasına tomurcuk bırakıyorum.
Gökyüzünün lisanıyla hece hece dökülür
yaktığım evler
Aynada asi rüzgâr çatlatır dudaklarımı.
Bana sesini uzat;
el yapımı imgelerini,
tenimin kıyısında
kül ve yara.
Kaderin her hücresinden
çekip geçirdim ayrılığın telini.
Şiir ördüm ıssızlığın en kuytusunda,
parmak uçlarımla dokudum yalnızlığı.
İşlemek isterim sesinin izini
ruhumun en derin yüzeyine.
Orada belki
Göçmen bir dua gibi yeniden doğar rengim.
5.0
100% (10)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.