1
Yorum
11
Beğeni
0,0
Puan
268
Okunma

onlar kuzu postuna bürünmüşlerdi.
hep merhametten sözünü ettiler,
sofralarına da vicdanı koydular,
ama hepsi bir çakal sürüsüydü.
gözleri aç,
dişleri ise keskin,
ve yürekleri nasır tutmuştu.
öylece saldırdılar,
gökyüzü bile titredi o an,
bir çığlık yükseldi en masum yerden,
acının dili tutuldu.
zulüm, gece gibi çöktü üstüne mazlumun.
öyle acımasız,
öyle insafsız,
öyle hayvanca...
sanki kan kokusu sinmişti rüzgara,
çığlıklar kazınmış duvarlara,
ve bir sabinin gözlerinde
asırlık bir yas nasıl büyümüş.
nasıl silinir bu lekeler
yada hangi yağmur temizler ki bu günahı...
nesiller boyu ahı çıkmaz bu olanların,
geceleri rüyanıza düşecek
o titrek eller,
o boynu bükük yetimler,
o suskun mezarlar...
yaşayanlar unutmaz,
unutulacak gibi değil yaşatılanlar.
hangi birini anlatayım ki,
en başta o sabi çocukları...
henüz adı dahi konmamış bebekler,
süt kokusu sinmiş tenleriyle.
sonra anneler,
kucağı boş kalmış kadınlar,
ve babalar...
sırtında dağ gibi yük,
içinde taş gibi bir ağırlıkla.
eşler var,
bir daha gelmeyecekleri bekleyen.
kardeşler var,
adını her duyduğunda yutkunan.
var da var kimler var,
toprağın üstü mezar olmuş,
ve sessizliği bile isyan eden bir coğrafya var.
ellerinizde kan var artık,
aklamayın,
kaçamazsınız aynalardan.
boşuna ağlamayın,
gözyaşlarınız temizlemez o kırmızı lekeleri.
bir gün merhamet dileneceksiniz,
oysa merhamet çoktan gömüldü
toprağın en derinine.
*
Mehmet Demir
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.