4
Yorum
17
Beğeni
0,0
Puan
242
Okunma

boğaz’dan geçerken eski bir melodi içimde yankılanır
tıpkı o eski zamanlardaki istanbul gibi
surlara yaslanmış bir tarih sanki uykuda,
dalgalar anlatır fısıltılarla
bir bizans masalı, birde osmanlı eserleri,
her taşında bir ömür saklı.
sultan ahmet,te yükselen ezan,
karaköy,de yankılanan vapur düdüğü,
bir zamanın içinde bir başka geçmiş
kaybolmuş yüzler, duyulmayan sessiz çığlıklar...
galata’dan bakarken göğe,
martılar maviliklerde farklı figürler çizerler
kimisi bir aşka kanat çırpar,
kimisi özlemi taşır başka diyarlara.
kız kulesi selam durur uzaktan geçenlere
hep böyle bir sükunet ve bir esaretin içinde.
asırlık bekleyişleri anlatır kaç yıllık gerçeği.
gözleri hüzünle süzülür boğaz’a.
ve sokaklarında yankılanan o alışılmış sesler,
kapalı çarşısında sabırla örülen kaderler.
bir tarafta tarihin suskunluğu,
bir tarafta hayatın gürültüsü.
gün doğarken altın gerdanlık gibi süzülür istanbul,
gün batarken hüzün çöker kızıla boyanır.
ve gece çöktüğünde deniz hepten susar,
yanan ışıklar anlatır şehrin sırlarını.
istanbul, kendine gözlerini kapatanlara değil,
onu dinleyene fısıldar hep gerçeklerini.
bir yanında geçmişin izleri,
bir diğer yanda geleceğe açılan kapılarıyla...
sultanahmet’te yükselen ezan semada çınlarken
karaköy’de yankılanır vapur düdüğü,
geçip gitmiş bir zamanın içinde git gellerle
kaybolan o eski yüzler, duyulmayan sessiz çığlıklar...
bir çağ biterken, bir diğer çağ başlıyordu.
istanbul yine istanbul’dur,
geçmişin izleriyle geleceğe bakan yerdi.
*
Mehmet Demir