9
Yorum
38
Beğeni
0,0
Puan
1052
Okunma

...
adın bir öykünün rengiydi
nesli unutulmuş yoksul düşlerimin
en ücra kentiydi
yasak anların ölümcül şafağında
kelebeklerin doğumuyla çarpışan
fosforlu bir tan ezgisiydi
ah benim
rüzgâr sayıklayan mum çiçeğim
yanaklarımda raks eden hüznü ayinim
mevsimleri kardelene mayalanan kaderim
sessizlik heykelinden melodi
kül hükümranlığından yayılır vadilere
senden önce
elçileri simsiyah kuşkularla gelir
en asil yetimliğimi
duyurmak için sana
şefkatsiz bir gecenin kucağında rüyalarla büyüyorum
rüyalarımdan denizler yürütüyorum sana
tuzun ve suyun anladığı dilden
daha hangi ülkenin tahtını devirir endamın
bir kahır perdesinde küfleniyor ay
sokulduğu yerde
ah bir söke bilseydin sancıların
kalın örtüsünü benden
milattan sonra yeniden
çağ açılırdı an(d)ların buluştuğu yerde
yosun tutmuş taşların bağrına sinen külfetimsin
sokakların durgunluğundan körlük çekiyorum
ağlak bir kekeme bırakıyor ayaklarıma kaldırımların
ardında ıslak izler bırakan
kendi içinde ıssızlık ağırlayan bir harabeyim
dirileceğim ah ellerinle bir dokunsan
bazen bir duanın boşlukta kayması gibi
nereye dayansam bir ’’üzgünüm’’ tutsağı
kovulurum bir kapıdan bir kapıya
azapla yargılanan halime
bazen de bir intizarın tutması gibi
kayboluyor çeşmesinde sana susuzluğum
kayboluyor sana beratında ruhum
işte bir istasyonda
işte son durağımdasın
İpeksi bulutlardan hendeseler çiziyorum
"en çağıltılı nehrini veriyorum sana gözlerimin
altında ıslan diye’
_boran
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.