1
Yorum
12
Beğeni
0,0
Puan
1070
Okunma

Bir kareyi g noktasından ayırınca
kalan şemsiyeye benziyor yalnızlığım
içine gömdüğüm eski, kuru bir meyve
öksürdükten sonra sesi
komşulara duyurmamalı
sonra öksürüğe küçük bir yastık yeterli
bu küçük yastık
göğsüne sarıp uyuduğun küçük bebek
acı verme ihtimali bile kalmamalı
acı veriyor
bugün annem doğmuş
dedikleri kadar nazlıymış nisan
bugün annem doğmuş
nisan, biraz bana inansan diyorum
aç kapıyı,
sesinin orta yerinde düşüyor imgesi
bugün sende üşüdün mü?
hayret ediyorum
sen de etmelisin
bu kadar çabuk sürede sesinin
yaraları iyileştirebildiğine
omuzların eflatun renkte dizeler kaldırıyor
mavi, ortalarında mavi var
ve omuzlarında mavi bir penye
açık bir mavi,
insani duygularla omuzlarını sarıyor
çok sevdim deyip,
bir kuş bakışını bırakıyor
yüzün gökyüzünde uçurtma
hayata karışmaya ara verilmiş bir zamanda
nereye baksan alın ağrısı
ve biraz da her insan kendi kaderinin misafiri
sesimizi kısanı da öpmesen olmuyor
lütfen, ama lütfen
yitirmek çok acı
taşları belli belirsiz insanlar
üzerine geçiriyor vakit alıngan bir anı
mutluluk dipçiğin tuzlu ellerini öptükçe
kanına karışıyor anı, anı
köşelerinden terli günlere su veren gökyüzü
rüzgarıyla taşısın sesini
saran, sarmalayan zehrini
akıtsın, kanına karışsın zevki
hiç okşanmamış çocukların
ahıyla anını o yas beklemeli
ipi acıttı uçurtmanın
bu kan kesiği başka bir acı
yüzün distopyanın dört numarası
istediğin ruha dokunabilirsin
istediğin yarayı besleyebilirsin
dokunabilirsin kaygısız, zevkle
seni tanımayacak yarasahibine
artık şikayetçi değilim
istediğin gibiydi, istediğin gibi olmalı
gökyüzün yüzünden, ellerim ipinden
gönlüm kırık bir kapının gözünden
yeryüzüne serbest düşmeli
sonra ölmeden önce son bir fezadileği:
’sesin ne sesime
ne de sessizliğime karışmalı’