1
Yorum
4
Beğeni
4,2
Puan
2573
Okunma

Hissiz bir tranvaydayım
Biliyorum sana varmıyor
Yirmi dört yıl önce başlayan bu yolculuk.
Önümde sana benzeyen kadın var
Kavak ağaçlarını izleyen gözlerinde duman gibi tütüyor idi
Bahar sabahında kaybettiği gençliği
Nasıl bir intikam alıyor ki kendinden
İhmal etmiyordu sıyırmayı tırnağından eti
Ruhunu hırçınca kırbaçlar gibi
Bir selam ile kandırıp adını öğrenme kalpazanlığım da oldu daha demin
Dudaklarında ay doğuyormuşçasına gururlu
Ve şivesi anadolu toprağında kurumuş bir buğday demeti.
Azra derken anladım
Yağmur altı cinayet vakitlerinde
Zoraki bir evlilikle ağır yaralamış hayalini kurduğu o cesur adamı
Kimsesizler mezarlığına gömmüş akşamüstü serinliklerini
Gül rengiyle batan güneşin çatıya vuran ışıltısını
Fışkırmış birgün ayak namlusunda ölü çiçeklerin cesareti
Ellerinde kırk iki yerinden bıçakladığı korkak kadınlığının kan izi
Almış çocuğunu düşmüş gurbete
Düşüp en tepesinden ana yadigarı memleketin.
Bir nehir idi gözleri
İnan ağlasa boğardı tüm şehri
Mağrur bir suskunlukla ürpetti beni
Yakasını düzeltiyorken usulca gömleğinin.
Bilmem nedir bu kadında sana benzeyen yazgı pera.
Nasıl bir rüzgarsın ki
Güzelliğin tüm suretlerde esiyor
En çok laleleri severmiş
Ve hoşçakalacakmışım inerken öyle dedi azra
Ağlamak geldi içimden
İnip en şerefsiz duraklarda
Ahh kirpiklerimin puslu gecesi
Sen kadın !
Kavgamın mor menekşesi
Anlamalıydım kuşların telaşından
Bu yolculuğun sana varmayacağını
Bir sabah yedi tramvayında sende kalacağını
Yarısı hayatımın.
5.0
80% (4)
1.0
20% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.