0
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
925
Okunma
ellerin keser beni habersiz, bir sır değil bu. acımıyorum da kendime
ve zararsızım dağlarına. iadesi olmayan bir biletle el sallıyorsun
biraz daha kalırsan su yakabilir
tutup çevirsen başını, bir daha çevirsen
istiyorum dersin baştan aşağı bir şehir gibi nasıl olabilirim.
seni öpemeyeceğim kadar uzak, anlatabilecek kadar yakın
bu ikimizin de işine gelmezdi. sen ellerinle toprağa ektiğin acının tellerinde çaldığın bir amasın
hasat vakti geliyor, dilinin altında tambur
pak bir saz teli kadar da sıkı bacaklarından
avmler arasına safra döken göğün
Gergin alnının altındaki sebep kadar yenisin
tuzlu bir deri cihetinden. ulema bir kez daha lezzet almanı istiyor yaşarken
şerh koyulan matuf sanatçının bile kadri bilmez sızıları, yağmur sırasında nebat duası
ve hacet namazından sonra kabahat amini.
geri adım atamayacak kadar buruksun
umulmayan tarifler gelecek
eski olmadığı kadar sıcak, tutup dilinin kuru coğrafyasını
keşfedilmemiş batına çağıracaksın
içtiğim zaman belli
gözlerin daha bir deli, tüm deliklerinden boşalan yumurta akına
banılmış bir yaranın tezini anımsıyorum
sen böyle bir sevmek hiç bilmedin
nasıl seviliyorsun, hiçten aza, azın bile fazlalık olduğu sır değil
bazı şeyleri daha iyi anladığını söylemek
örneğin hiç olmadığını
bir az bile
yine de karanlığa teslim olmasan
diyorum, gözlerin hala çocuk
hiç bir az olmasan
küçük sayıyorum dilimini aslının
portakal çiçeğinde nane kokusuna ümit sağan ellerin
sarı bahanelere yastıkları sarar saçların
dağların bile bitiremediği bir çağ gibi bakmasaydın diyorum
kalbim yerinde duramayan çocuklarla arkadaş
arkadaşlarım osman, reyyan, musa
her biri öperken yanaklarımdan
doyuramadığım sevgime iki ekmek alıp gelesi var her belirli bir vaktin
nasip ve kısmet
hiçbiri daha da küçülmeden sır değil
rüyalar görülmeye müsait hâlsuçu
adın kitapta bulanamıyor
yusufçuklar kulak ardında bahara koşarken
sessizliğim fazlasıyla avratotu
5.0
100% (5)