Hayatta ya tozu dumana katarsın, ya da tozu dumanı yutarsın
superbaba
superbaba
VİP ÜYE

TATAR KIZI-8

Yorum

TATAR KIZI-8

0

Yorum

0

Beğeni

0,0

Puan

21

Okunma

TATAR KIZI-8

TATAR KIZI-8

Sekizinci Bölüm: Düğümün çözülüşü

Üç aile Reşit Efendi’nin evinde toplanmaya başladı. Hüseyin’in ailesi zaten geceyi orada geçirmişti. Öğleden sonra Abdullah’ın ve Dudu’nun ailesi birlikte geldiler.

Reşit Efendi’nin ailesiyle birlikte dört aile bir evde toplanmıştı.
Reşit Efendi:
“Yanlış anlamayın millet… Hepimiz kardeşiz. Amacım haremlik selamlık değil ama hepimizin bir odaya sığması mümkün değil.” Diyerek erkekleri ve kadınları ayrı odalara topladı. Ve dedi ki:
“Bugün sizleri hem konuk edeceğim hem de bazı konularda görüşüp kararlar alacağız. Önemli kararları akşam yemeğinden sonra alırız diyorum. Bizler şimdi kadınlar ayrı odada, erkekler ayrı odada sohbet ederek birbirilerimizi tanımaya çalışırız. Çay, nardek veya ayran ikramlarımız olur.

Kadınların bulunduğu odada Emine Hanım hepsiyle selamlaştıktan sonra,
“İzniniz olursa ben mutfağa gidip yemek hazırlığı yaparım. Umarım canınız sıkılmaz,” dedi.
“Rica ederim Emine Hanım” dedi Zeliha Hanım. “Rahatsızlık ne kelime, aslında biz de yardım etsek,” diyerek kalmaya teşebbüs etti.
“Rica ederim, lütfen oturun, siz konuksunuz,” dedi Emine Hanım.
“Ama ben de size yardım edeceğim izninizle,” diyerek Dudu da ayağa kalktı.
“Bu güzel kızın mutfakta bana yardım etmesine ses çıkartamam artık,” dedi Emine Hanım. “Hem laflar hem yemek yaparız.”

Mutfakta Emine Hanım’ın dikkatini çeken Dudu’nun mutfak işlerine elinin yatkınlığıydı. Soğanları hızla soyup doğramasını hayranlıkla izledi.
“Bu hamarat kız için çok şanslı diyordum kendi kendime,” dedi Emine Hanım. “Çünkü Abdullah tüm köyün çok sevdiği, efendi ve saygılı bir delikanlıdır. Ama şimdi senin bu hamaratlığını görünce görüşüm değişti!”
Dudu biraz mahcup ve şaşkın:
“Neden görüşünüz değişti Emine Teyze?” diye sordu.
“Çünkü güzel kızım,” dedi Emine Hanım, “Şimdi asıl şanslı olanın Abdullah olduğunu görüyorum.”
Dudu biraz utanıp kızararak gülümsedi.
“Estağfurullah Emine Teyze,” dedi.
“Benim iki tane oğlum var,” dedi Emine Hanım, “Ama ikisi de küçük. Eğer sana uygun yaşta oğlum olsaydı seni kaçırmak istemezdim.”
Dudu yine mahcup bir şekilde gülümserken:
“Bana bir bakar mısın kızım,” dedi Emine Hanım.
Dudu elindeki işi bırakıp ona dönünce, Emine Hanım onun yanaklarını avuçladı. Sonra da onu kendisine çekerek sarıldı. Bir süre öyle kaldıktan sonra:
“İçimden geldi güzel kızım. Kusura bakma,” dedi.

Mutfakta bir süre ikisi yemek hazırlığındayken bir ara Dudu Emine Hanım’a döndü ve utana sıkıla:
“Teyzeciğim,” dedi. “Acaba ben de bu konuklar için bir Tatar yemeği yapabilir miyim?”
“Buradaki malzemelerden oluyorsa neden olmasın?” dedi Emine Hanım. “Hatta eksiği varsa çocukları gönderir aldırırım. Tabi ki isteriz o maharetli ellerinden bir tatar yemeği.”
“Bizim Cantık dediğimiz Tatar böreği olur,” dedi Dudu. “Buğday unu, ekşi maya, satır kıyması, kuru soğan ve tereyağı ile yapılır.”
“Hepsi var kızım,” dedi Emine Hanım. “Sanırım buradaki et bizim yemeklere de senin böreğine de yeter.”
Sonra Emine Hanım:
“O zaman kızım, ben malzemelerini hazırlayayım da sen o böreğini yap. Konuklarımız börek nasıl yapılırmış görsünler,” dedi.
Emine Hanım bir ara dışarıya çıktı ve Zeliha Hanım’ın kulağına eğilerek:
“Kız, ne hamarat bir gelinin olacak. Sen de Abdullah oğlumuz da çok şanslısınız.” dedi.

Zaman ilerledikçe mutfaktan nefis kokular gelmeye başladı. Emine Hanım bir ara mutfaktan çıktığında Reşit Efendi:
“Hatun, bu nefis kokular da nedir? Ne pişiriyorsunuz mutfakta?” diye sordu.
“Sofraya gelince görürsünüz,” dedi Emine Hanım.
Tabi ki bu kokuyu tanıyanlar da vardı. Onlar memnun bir şekilde birbirlerine bakıyorlardı.

Yemek pişirme faslı bittikten sonra erkeklerin ve kadınların bulunduğu odada sofralar kuruldu. Tabi ki yemek servisi için Dudu yine ayaktaydı. İki tarafa da yetişmeye çalışırken Emine Hanım’dan itiraz geldi…
“Güzel kızım, sen de yemek yiyeceksin,” dedi. “Bırak hiç değilse kadınlar sofrasının servisini ben yapayım, sen de erkeklerin tarafının servisini yaparken kendin de yemek fırsatı bulursun”
“Estağfurullah teyzeciğim,” diyerek gülümsedi Dudu.

Nihayet o merak edilen kokuya sıra gelmişti.
Dudu elinde nefis kokusu odayı dolduran bir tepsiyle erkeklerin sofrasına geldi. Tepside Avuç içi büyüklüğünde, oval biçimli, ortası açık minik pideler vardı. Pidelerin dışı odun ateşinin isi ve sıcaklığıyla altın sarısı renkte nar gibi kızarmıştı. Üzerine sürülen taze yayla tereyağı nedeniyle dışı parlamaktaydı.

Dudu, pidelerden tabaklara koyarak herkese servis yaparken Reşit Efendi:
“Nedir bu Dudu kızım?” dedi. “Sen mi yaptın yoksa?” diye sordu.
Dudu, utanıp yüzü kızararak: “Evet efendim,” diye cevap verdi.
Bu sırada Hüseyin lafa karıştı.
“Bu pidenin adı cantıktır Reşit Amca,” dedi. “Bir çeşit Tatar böreğidir.”
Benzer sorular Emine Hanım’ın servis yaptığı kadınlar sofrasından da geldi.
“Benim hamarat kızım, cantık mı yapmış?” dedi Fatma Hanım övünerek.

..*

Yemekler de yenip sofra kaldırıldıktan sonra Reşit Efendi şöyle konuştu…
“Hepiniz tekrar hoş geldiniz değerli dindaşlarım. Bugün sizlerle hayırlı bir konuyu konuşmak istiyorum. Ancak bu konuşmada gençlerin kısa bir süre aramızda olmaması daha iyi olur.” Dedi ve Abdullah’a:
“Oğlum, sen Hüseyin’i de yanına alarak aşağıdaki kahveye gidin ve birer çay için, sizi daha sonra çağıracağız,” dedi.
Sonra Azmi’ye dönerek: “Oğlum, sen de Dudu’yu bir çay içimi kadar konuk etmeleri için Remziye Hanım’a götür,” dedi.

Reşit Efendi:
“Hepimiz din kardeşleriyiz. Tüm aile büyükleri erkeğiyle kadınıyla bir arada olup görüşmek isterim,” dedi ve devam etti.
“Bildiğimiz kadarıyla Halil kızı Dudu ile Ali oğlu Abdullah arasında bir gönül bağı oluşmuş. Ancak bunun bir nikahla taçlandırılması istendiğinde küçük bir pürüz ortaya çıkıyor. Dudu doğduğunda Süleyman Bey’le Halil Bey arasında bu kızın büyüdüğünde Hüseyin ile evlendirilmesi konusunda karar almışlar.

Reşit Efendi bir bardak su içtikten sonra devam etti.
“Süleyman oğlu Hüseyin, Dudu’dan on yaş büyük olduğunu, onu daha bebekken bir kardeş gibi sevdiğini, kucağında taşıdığını, hatta ayağında sallayarak uyuttuğunu, halen de ona karşı bir kardeş duyguları taşıdığını söyledi. Dudu’nun da kendisine her zaman “Abi” diye hitap ettiğini ve Abdullah ile Dudu’yu birbirlerine yakıştırdığını söyledi.”
Reşit Efendi biraz soluklandıktan sonra devam etti.
“Süleyman Bey’le de görüştüğümde kendileri Abdullah ile Dudu arasındaki gönül bağına saygı duyduğunu, ancak Halil Bey’e verilmiş sözün kendilerini çıkmaza soktuğunu söyledi.”
Reşit Efendi, Halil Bey’e dönerek:
“Halil Bey,” dedi. “Yüce dinimize göre nikahta erkeğin de kızın da rızaları şarttır. Peygamber Efendimiz de Hz. Ali kızını istediğinde kızı Fatıma’ya rızası olup olmadığını sormuştur. Şimdi sizin evladınız olan Dudu’nun mutluluğu her şeyden önemlidir. Dudu doğduğunda sizin aranızda verilen söz çocukların rızasıyla olmamıştır. Zaten o yaşta onların rızasından söz edilemez. Üstelik Hüseyin’in de Süleyman Bey’in de görüşü, o iki gencin evliliği yönündedir. Tek endişeleri size verilen sözdür. Siz bu söz konusunda ne düşünüyorsunuz?”
O zamana kadar hiç sesi çıkmayıp yalnızca dinleyen Halil Bey şöyle konuştu.
“Efendim, Süleyman Bey ve Hüseyin bile buna rıza gösterdikten sonra ve dinimiz gereği de kızımızın rızasını almak şartsa bu verilmiş sözün hükmü kalmamıştır. Kızımız mutlu olsun yeter!”

Bu zamana kadar konuşmayıp hep dinlemede kalan Ali Bey’in ve kadınların yüzlerinde bu pürüzün ortadan kalması nedeniyle gülümseme belirdi ve birbirlerine öylece bakıştılar.
“O zaman,” dedi Reşit Efendi, “çağırın gelsinler gençler ve kız isteme faslına geçelim.”

(sürecek): Gelecek bölüm, final)

Kadir Tozlu
10.09.2026

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Tatar kızı-8 Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Tatar kızı-8 yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
TATAR KIZI-8 yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL