3
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
71
Okunma

O sabah çocuk ve kardeşlerinin haftalar öncesinden günlerini saydığı bayram sabahıydı.
Çok mutluydular.
Sabahın ilk ışıklarıyla uyanmışlar, en güzel giysilerini giyinmişlerdi.
Bayram namazı kılmak için daha çok küçüktüler ama dedeleri onları bayram namazı kılmaya teşvik ederdi.
Köyün tüm çocukları camiin kapısını cıvıl cıvıl doldurmuşlardı.
O kadar erken gelmelerine karşın camiin içi tıkış tıkış dolmuş, çok kimse de dışarıda kalmıştı.
Hoca namaz öncesi vaazında Abdülkadir Geylani’nin çocukluğunda ne derece doğru bir çocuk olduğunu anlatıyordu.
Çocukların büyük çoğunluğu gibi o da bir an önce namazın kılınıp bayramlaşma faslına geçilmesini arzu ediyordu.
Çocuk, hayallere dalmadan asla edemezdi. Ailedeki yaşamı düşünürdü.
Köyün tüm ailelerinde olduğu gibi onların ailesinde de Ataerkil bir aile yapısı vardı.
Anne, baba ve kardeşleri dışında dedesi ile babaannesi de aynı evde yaşardı.
Evde yetişkin erkekler birinci sınıf kişilerdi. Kadınlar ve çocuklar ise ikinci sınıftı. Geleneklerinden öyle görmüşler, öyle gidiyordu.
Evlerde mısır ekmeği pişirilir, yemeklerde kadınlar ve çocuklar bu mısır ekmeğinden yerlerdi. Yetişkin erkekler ise bakkaldan alınan somunlardan yerlerdi.
Onlar çarşıdan gelirken elleri boş gelirler, eve bir şey alınacaksa çocuklar veya kadınlar alır ve taşırdı. Erkeklerin ellerinde file taşıması abes kaçardı millete karşı.
Kadınlar sırtlarında şelek (bir çeşit küfe) taşırlar. Bunlarla çarşı ve pazara da giderlerdi.
Çocuklar bakkaldan ailenin birinci sınıf kişileri için aldıkları somun ekmeklerini file içinde taşırken kenarlarını didiklemeden edemezlerdi. Çok tatlı gelirdi onlara. Tıpkı sofrada kalan somun kırıntıları gibi. Onları kardeşler kapış kapış ederlerdi yemek sonrasında.
Çocuk tüm bu düşünceler içinde vaazda neler söylendiğini dinleyememişti.
Namazdan önce yılda iki defa kılınan bu namazın kılınış şeklinin unutulmuş olabileceği göz önüne alınarak Hoca tarafından güzelce tarif edildi ve namaza öylece başlandı.
Namaz bittiği zaman çocuklar cıvıl cıvıl koşuşarak caminin çıkış yolunda yerlerini aldılar. El öpüyorlardı.
Daha önceki bayramlardaki deneyimlerinden de bildikleri üzere özellikle para verebilecek kişilerin ellerini öpüyorlardı.
Bunlar sayılı kişilerdi ama verdikleri harçlıklar bayramları iple çekmelerine değiyordu.
El öpme faslı bittikten sonra paralar sayıldı. Çocuğun 60 kuruşu birikmişti.
Ağabeyi ve küçük kardeşi biriktirdikleri parayla sinemaya gitmeye karar vermişlerdi.
Bir bakıma çocuğu dışlamışlardı.
Bunun üzerine bu para ile ne alacağını düşündü ve bir süre sonra kararını verdi.
Bakkala girerek bir tane somun ekmeği aldı. O da 60 kuruştu. Ağabeyi ve küçük kardeşi koltuğundaki somunu görünce gülerek sinemaya gitmek üzere yola koyuldular. Çocuk da evin yolunu tuttu.
Evde Annesi ve Babaannesinin ellerini öptükten sonra annesi ona bir tas dolusu sıcak süt verdi. İçine yanında getirdiği somun ekmeğini doğradı ve en küçük kardeşiyle birlikte büyük bir zevkle yedi.
Çocuk o gün en mutlu günlerinden birini yaşamıştı.
İleride küçük kardeşi bu olayı anımsadıkça gülerek anlatacaktı.
Ancak şunu da belirtmek gerekir ki; artık köylerdeki eski gelenekler de yavaş yavaş terk ediliyor.
Günümüzde köylerde o eski düzen büyük ölçüde geride kaldı. Kadınlar da çocuklar da artık eskisi gibi ikinci planda görülmüyor. Mısır ekmeğinin yerini çoğu evde fırın ekmeği aldı. Değişen yalnızca sofralar değildi; hayata bakış da yavaş yavaş değişiyordu.
Kadir Tozlu
29.07.2026
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.