0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
63
Okunma
Beşinci Bölüm: İmam Reşit Efendi
Abdullah evine döndüğünde annesi mutfakta yemek yapıyordu. Mutfağa gitti, annesine bir şeyler söylemek istedi, söyleyemeyip dışarıya çıktı.
Dışarıda biraz durduktan sonra tekrar mutfağa girdi…
Yine bir şey söyleyemedi.
Bir kere daha denedi, yine başaramadı…
Sonra hayatta sedirin üstüne oturup pencereden dereyi izlemeye başladı…
Çağıl çağıl çağlıyordu.
Kuşların cıvıltısı da bu musikiye eşlik ediyordu.
Sanki bir aşk masalından şarkılar söylüyordu…
Dudu’nun hayali; derenin, kuşların musikisi annesinin sesiyle son buldu…
“Abdullah, iyi misin sen? Mutfağa defalarca geldin gittin, bir şeyler söylersin diye bekledim ama söyleyemedin… Nedir sorun oğlum?”
“Anne!” dedi Abdullah… Yine bir şey söyleyemedi…
“Dudu isminde Tatar kızına olan tutkunu herkes gibi ben de biliyorum oğlum. Onunla mı ilgili söyleyeceğin?” diye sordu Zeliha Hanım.
“Evet!” dedi Abdullah utanıp kızararak.
“Bak oğlum,” dedi Zeliha Hanım, “Bizim geleneğimizde böyle iki gencin aralarında konuşmaları hoş karşılanmaz. Onların da gelenekleri öyle olduğunu sanıyorum. Sonuçta onlar da Müslüman.”
Biraz durduktan sonra:
“Eğer istersen,” dedi, “Babanla birlikte gidip isteyelim.”
Abdullah başını kaldırdı, mahcup bir şekilde, “iyi yaparsınız” anlamında annesine baktı.
“Eğer ciddiyseniz babanla da konuşalım,” dedi. Sonra şunu söyledi…
“Hem İmam Reşit Efendi, göçmenlerin konuk alınmasını öneriyormuş. İstersen onları evimizde konuk edelim ve o hanım kızı biz de görmüş ve daha iyi tanımış oluruz,” dedi.
Abdullah’ın gözleri parladı.
“Ama,” dedi “Ben onları çağırmaya utanırım. Sen babamla birlikte gidip onları çağırır mısın?”
“Tabi ki oğlum,” dedi Zeliha Hanım. “Hayatta kalan tek varlığımız, oğlumuzun mürüvvetini görmek istemez miyiz?”
..*
Hüseyin çarşıda dolaşırken akşam ailesini konuk edecek olan İmam Reşit Efendi’yi gördü. Selamlaştıktan sonra yanına gitti ve,
“Hocam,” dedi. “Sizinle bir konuyu görüşmek istiyorum.”
“Buyur oğlum,” dedi Reşit Efendi.
Ali oğlu Abdullah ile bizim göçmenlerden Halil kızı Dudu arasında gönül bağı oluştuğunu duymuşsunuzdur her halde!” dedi.
“Çok da bilgim yok,” dedi Reşit Efendi. “Ama böyle şeyleri yaymak gıybettir ve kul hakkına girer.”
“Doğrudur da” dedi Hüseyin, “Ben onların iyiliği için sizinle konuşmak istiyorum.”
“Hele bir anlat bakalım,” dedi Reşit Efendi.
“Onlar birbirlerine çok yakışıyorlar ve ben onların aşkına saygı duyuyorum,” dedi Hüseyin ve devam etti.
“Lakin, o daha doğduğunda, ki ben o zamanlar 10 yaşındaydım, Dudu’nun babası Halil Amca onu büyüğünde benimle evlendirmek üzere babam Süleyman Bey’e söz vermiş.”
“Sen hele anlatacaklarını tam anlat,” dedi Reşit Efendi, “Sonra görüşümü söylerim.”
“Hocam, ben bu evliliği istemiyorum,” dedi Hüseyin. “O benim elimde büyüdü gibi. Onu kucağıma aldım, bir kardeş gibi sevdim, ayağımda sallayıp uyuttum.”
Bir süre durduktan sonra devam etti…
“O da bana hep Hüseyin Abi diye hitabetti. Aramızda tam bir abi kardeş bağı var…”
“Benim ne yapmamı istiyorsun?” diye sordu Reşit Efendi.
Hüseyin biraz da çekinerek…
“Babamı ve Dudu’nun babasını Abdullah-Dudu evliliği konusunda ikna edebilir misiniz?” dedi.
“Bak oğlum,” dedi Reşit Efendi, “Bu akşam benim konuğumsunuz nasıl olsa. Orada konuyu bir şekilde ona getirmeye çalışırım.” Dedi ve sonra devam etti…
“Esasen nikahta kadının da rızası olması şart. Peygamber Efendimiz Fatima Anamızı Hz. Ali’ye vermeden önce onun rızasını da sormuş. O da utanıp, sessizce durmuş. Bu duruşu onun rızası olduğuna yormuş.”
Sonra da şunu söyledi…
“İstersen konuyu şöyle de açabiliriz. Buralarda sana uygun bir kız bulabileceğimi söylersek konuya gireriz.”
Hüseyin memnun bir şekilde oradan ayrılmadan önce Reşit Efendi’nin elini öpmek istedi. Reşit Efendi de “Estağfurullah oğlum” dedi.
Reşit Efendi Hüseyin’den ayrılıp bir süre yürüdükten sonra bu defa karşısına Süleyman Bey çıktı.
Onunla da selamlaştıktan sonra Süleyman Bey;
“Reşit Efendi, sizinle bir konuyu görüşmek isterim,” dedi.
“Buyur Süleyman Bey,” dedi Reşit Efendi.
“Biz Rusya’da Dudu doğduğunda onun büyünce oğlum Hüseyin’le evlenmesi için babası Halil Bey ile sözleşmiştik,” dedi.
Reşit efendi önce şaşırmış gibi yaptı. Hüseyin ile konuştuğunu belli etmeden sordu…
“Bu konuda benim ne yapmamı istiyorsun?”
“Bizim Hüseyin, onu kardeşi gibi gördüğünü söylüyor ve buna rıza göstermiyor” dedi Süleyman Bey.
“Peki senin niyetin nedir?” diye sordu Reşit Bey.
“Doğrusunu istersen,” dedi Süleyman Bey, “Onu rızası olamayan bir evliliğe zorlamak istemiyorum, lakin Halil Bey’e ne diyeceğim, onu düşünüyorum.”
“Peki,” dedi Reşit Bey “Dudu’nun bu konuda rızası var mı?”
“O da Hüseyin’e şimdiye kadar hep Abi diye hitabetti,” dedi Süleyman Bey. “Ayrıca sanırım Ali Oğlu Abdullah’ta da gönlü var.”
“O zaman,” dedi Reşit Efendi, “Bu akşam sizler zaten konuğumsunuz. Yarın akşam Halil Bey’i de çağırırım, siz de yine konuk olarak kalırsınız, bu konuyu görüşürüz.”
(sürecek)
Kadir Tozlu
06.09.2026
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.