0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
79
Okunma

Dördüncü Bölüm: Diyaloglar
Göçmenler çadırlarını kurmuşlardı. Abdullah elinde kuru erzak fileleriyle Dudu’nun çadırına yaklaştı. Onu gören Dudu da onu gülümseyerek karşılaştı. Dudu’nun anne ve babası da çadırın önünde oturmuş o tarafa bakıyorlardı.
Abdullah endişe içinde sordu:
“Annen ve baban biliyorlar mı?”
“Evde hiç konuşulmadı o konu,” dedi Dudu, “ama sanırım hissediyorlar.”
“Diyordum ki,” dedi Abdullah,” sizi bu akşam misafirliğe davet etsem ayıp olur mu?”
O sırada Dudu boynunu büktü ve yüzü kızardı, Abdullah’ın omuzuna bir el dokundu. Dönüp baktığında Hüseyin’i görünce onun da boynu büküldü ve yüzü kızardı.
“Yüzüme bakın!” dedi Hüseyin sert bir ifadeyle.
Hüseyin’in yüzüne baktıklarında onun önceleri sert olan yüzü yumuşadı.
“Kız annen baban buraya bakıyor,” dedi Hüseyin. “Bu şekilde konuşmanız doğru mu?”
İkisi de yine boyunlarını büktü…
Hüseyin Abdullah’a dönerek,
“Bırak elindeki fileleri de gel buradan uzaklaşalım, seninle konuşacaklarım var.”
Abdullah elindeki fileleri Dudu’ya verdi ve ona “görüşmek üzere” anlamında tatlı bir bakışla baktıktan sonra Hüseyin’le birlikte oradan uzaklaştı.
Hüseyin’le birlikte biraz uzaklaştıktan sonra Abdullah sustu. Elindeki boşluğu, söyleyeceklerinin ağırlığı dolduruyordu.
Hüseyin bir süre onun yüzüne baktı.
“Şimdi bana doğruyu söyle Abdullah,” dedi “Dudu’da gönlün var mı?”
Abdullah başını önüne eğdi.
“Var abi,” dedi.
“Ne zamandır?” diye sordu Hüseyin.
“Ne zamandır olduğunu bilmiyorum,” dedi Abdullah. “Onu her gördüğümde içimde başka bir şeyler oluyor. Hele bugün... Anne babasının gözünün önünde onunla konuşurken çok utandım.”
Hüseyin’in yüzünde belli belirsiz bir tebessüm belirdi.
“Ben de sizin birbirinize olan duygularınızı gözlerinizden okuyorum zaten.” dedi.
Abdullah şaşkınlıkla Hüseyin’e baktı.
“Peki sen kızmıyor musun bize?”
“Niye kızayım?” dedi Hüseyin. “Dudu benim bacım gibidir. Onun mutlu olmasını istemez miyim?”
Abdullah’ın yüzündeki endişe biraz olsun dağıldı.
“Fakat bu işi böyle gizli gizli sürdüremezsin,” dedi Hüseyin. “Dudu’nun da senin de anne babanız var. Eğer niyetiniz ciddiyse, onların da haberi olmalı.”
“Ben de zaten seni görmeden önce Dudu’nun ailesini bu akşam bize davet etmeyi düşünüyordum.” dedi Abdullah.
Hüseyin başını iki yana salladı.
“Daveti sen yapmamalısın,” dedi.
Abdullah şaşırdı.
“Neden?” diye sordu.
“Çünkü senin Dudu’ya olan gönlünü herkes görmeye başladı.” dedi Hüseyin. Senin tek başına yapacağın davetin başka türlü anlaşılmasını istemem.”
Hüseyin bir süre düşündü.
“Bu akşam babanla konuş!” dedi. “Dudu’nun ailesini evinize davet etmek istiyorsanız bunu ailece yapın. Ben de babamla konuşurum, istersen biz de geliriz.”
Abdullah’ın gözleri parladı.
“Sen ve baban gerçekten yardımcı olacak mısınız?”
“Biz sana yardım etmiyoruz Abdullah. Dudu’nun gönlüne yardım ediyoruz.”
Bu söz üzerine Abdullah’ın yüzünde ilk defa rahat bir gülümseme belirdi.
Hüseyin onun omzuna elini koydu.
“Bir de şunu unutma!” dedi Hüseyin, “Bu işte acele etmeyeceğiz. Önce Dudu’nun gönlü, sonra anne babasının gönlü, sonra senin babanın rızası... Gerekirse İmam Reşit Efendi’nin de fikrini alırız.”
Abdullah başını salladı.
“Başım gözüm üstüne Hüseyin Abi.” dedi.
“Şimdi git!” dedi Hüseyin, “Fakat Dudu’nun yanına değil. Önce babanın yanına.”
Akşam olduğunda Dudu’nun annesi Fatma Hanım, kızının yüzüne birkaç kez dikkatle baktı. Dudu, annesinin kendisini süzdüğünü fark edince gözlerini kaçırdı.
“Ne oldu anne?” diye sordu.
“Hiç...” dedi annesi.
Fatma Hanım bir süre sustuktan sonra.
“Bugün Abdullah yine geldi,” dedi.
Dudu’nun yüzü kızardı.
“Erzak getirmiş anne,” dedi.
“Onu biliyorum kızım,” dedi.
Fatma Hanım’ın sesinde ne kızgınlık ne de sitem vardı.
“Sen ona bakarken yüzünün nasıl değiştiğini de gördüm,” dedi.
Dudu cevap vermedi.
Fatma Hanım kızının elini tuttu.
“Baban da görmüştür kızım.”
Dudu’nun gözleri doldu. Boynunu eğerek:
“Anne...” dedi.
“Ben sana kızmıyorum kızım,” dedi annesi. “Ama sen artık çocuk değilsin. Gönlünden geçen neyse bize söylemelisin.”
Dudu başını annesinin omzuna yasladı.
“Ben de bilmiyorum anne,” dedi. “Ama Abdullah iyi biri.”
Fatma Hanım kızının saçlarını okşadı.
“İyi olması güzel,” dedi annesi, “Fakat kızım, iyi bir insanı sevmek başka, onunla yuva kurmak başka. Bunların hepsi konuşulur, düşünülür.”
Dudu sessizce başını salladı.
Fatma Hanım’ın aklına, kocası Halil Bey’den duyduğu İmam Reşit Efendi’nin camide söylediği sözler geldi.
Belki de bu yeni topraklarda onların kuracağı ilk yuva, yalnızca bir ev değil, iki ailenin de birbirine yaklaşmasının başlangıcı olacaktı.
(Sürecek)
Kadir Tozlu
03.09.2026
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.