20
Yorum
43
Beğeni
5,0
Puan
2554
Okunma

Gölgeler yüklü anlamsız seyrinde izbelerin;
Küle dönmüş yarası hidayetin kıyısında
Seyreldiğim kasım nöbetlerine
Yüklediğim gizemi iken son bir rötuş,
İmgeler çoğaldıkça yüksündüğüm;
Sırdaş tezatlığı öfkenin cebelleşirken
Hükümlü gönlün dirayetsizliğinde.
Çalakalem meylettiğim yarınların
Hicabına dokunup da yalnızlığa hüküm giymiş
Son seferinde türettiğim denklemlerin bilinmezliğinde.
Tünemiş dalına nüktedan bir seyreltide
Gıyabına sürünen dil yarası bir kez
İmtina ettiğim her seferinde:
Ne çok söylence aşkı niyaz bilip,
Kırık bir yürek nağmesi boynu bükük
Hınzır bir bakışta saklı belki
Hızır bildiğim yağmur hüzünleri:
Korunaklı yine de yandan çarklı,
Mecazını yüklendiğim mevsimsiz ölümlerin nezdinde:
Ne telaş ne de dingin
Ne aşka ermiş ne de soluduğu kimsesizliğin
Gıybeti omzuna yüklemiş bir derviş kadar emsalsiz.
Hele ki mecali yitik gönül gibi,
Yüzsüz bir seferberlik dokunmadan sevmiş
Haznesinde biriktirdiği üzünç serpintisi kadar çoğaldıkça
Günün hikmeti.
Sür git nasıl da pervasız.
Evrildikçe ibriğinde hüzün addedilen
O ahenksiz tınıyı kul eylemişken
Günün yüzü hürmetine sığındığımız
Gönül kubbesinde, bir esaret kadar emanet iken
Haiz olduğum şu fani beden:
Kırık bir sarnıcın haznesinde yine de sığmayan sineye
Çektiğimiz o derin nefes, ömrü baki kılan
Bir nöbet kadar sitemkâr hatta isyan bilip de
Dile gelmeyen.
Her var oluş mademki namzet
Yoksunluğun deviniminde gölgeye hapsolmuş
Yeknesak bir hüznü yâd edip gelmeden nihayete.
Çözüldüğüm imgeleri sırdaş bilip
Gölgelendiğim ay ışığı, tutsaklığı anlamsız
Nasıl da kıdemli bir yoldaş
Hele ki o zifiri karanlık:
Nüktedan bir seğirti yükümlü ve hükümlü
Bir yalnızlık kadar içini çürüten
Bir nebze de olsa yol veremediğim o tınısı kayıp
Yok oluşların nezdinde ahkam kesen dillere paye verip de
Gömüldüğüm nicedir
Ve usulca yaşadığımı suç bilen imgelerin tutsaklığında.
Hanidir uzağında kıyama durduğum
Derbeder gönlün bir dokunuşu oysa
Uzak olsa da hicap etmediğim o yaka:
Sallantıda nahoş ve erdemsiz edimlere yüklediğim
Zincire dolanmış bir kez ta ezelden
Bir de korunaksız şu muğlâk yaratısı
İçine yığdığım son izlekte ardına kadar
Soluklandığım.
Ruhun çalkantılarında gizemi anlık bir tereddüde
Meyletmiş yine de ıskartaya çıkmış
O kimliksiz var oluş sürüklendiğim,
Kaybolduğum, esir gönülde:
Ramak kala aşka, kıble bildiğim gözyaşı
Dolu gök kubbeye anlık bir dokunuşla
Her seferinde teğet geçtiğim kadim sırdaşım:
Ansız ve münafık bir edime sığınıp
Küle dönen ateş parçası iken.
Aşkın yılgısıydı devşirme üzünçler,
Bir yakadan diğerine erişmediğim
Ve neyse dilime dolanan:
Salkım saçak ve ansız bir telaşla
Güdümünde sefalet yüklü gizemin
En kıyısına sinip de gölgelerin taarruzunda
Yeniden kavuşmak olsa keşke tecellisi.
5.0
100% (37)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.