2
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
1942
Okunma
Son dönemece gelmeden durdum. Köy dilinde onun adı Bükme’ydi ve dönünce köy görünecekti.
Vakit akşam üzeriydi ve ormanın gölgesi yola düşüyordu. Motorlu kara atımdan inip kurumuş otlar üstüne oturdum.
Susamıştım ama su yoktu. Şehirden gelirken marketten aldığım soğuk birayı açtım.
Onu gördüm sonra. Aynı yerdeydi. Ayaktaydı ama Akdeniz’den esen sıcak güz yeliyle usul usul sallanmaktaydı.
merhaba dedim ona
merhaba dedi
ben gülümsüyordum
o gergindi
neden dedim kendisine
neden
yaprak döküyorsun erkenden
eylül yeni geldi be
acelen neydi
Başını kaldırıp kaş altından baktı bana. O bir meşe ağacıydı. Anladım, benimle konuşacaktı.
dedi
konuşmadık mı seninle
hani bahar yeni geldiğinde
yağmur yağarsa ağaçlar yapraklanacak çiçekler açacak
yağmazsa dereler kuruyacak toprak tozuyacak
demedim mi sana
burası ıstranca yükseği
bak kızılcık şu ağacına
kızılcıklar kızaramadan kurudu
bak şu elma ağacına
elmalar sararamadan soldu
muşmulanın yapraklarına bak
sap olmadan saman oldu
görmedin mi
bu yaz kuraklık oldu
dereler kurudu toprak tozudu
cümle mahlukat susuz
gök tanrı bize
yağmur değil bira bile getirilmedi
keşke yaprak dökmekle kalsam
soyunup çıplak olsam
kökten kurumasam da
bahara sağ salim ulaşsam
istemez misin abi
Utandım. Kalkıp yanına yaklaştım. Yarısını içmiştim, kalan birayı köküne boşalttım. Yeter mi? Yetmez ama benden bu kadar. Sen yalvar yakar biraz daha Allah’a. Tabii gamsız değil sesini duyarsa!
Tevfik Tekmen. 6/Eylül/2015. Koruköy