5
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
133
Okunma
demek gidiyorsun
“gitmem lazım baba” öyle diyorsun
terk-i diyar ediyorsun
yani mecbursun
anlıyorum
gitmelisin elbet
biliyorum
iyi o zaman git
güle güle oğul
güle güle git
lakin ayrılık zor
zor be oğul
adı zor kendi zor
çok zor
demek gidiyorsun
“Burdur-Bucak baba” öyle diyorsun
iyi git o zaman
bekleriz
gelmemiştin de yirmi yıl otuz yıl önce
beklemiştik hep sabır ve ümitle
on gün ne ki
on hafta
on ay
iki
veya dört sene
git
gene bekleriz
az mı beklemiştik seni
tam on dört sene
lakin keşke
keşke ayrılmasaydı hiç ama hiç kimse
gelmedin geç kaldın derken
ben otuzunda yaşlanmış sanki ihtiyarlamış biriyken
nasıl da geçip gitmiş sensiz sizsiz seneler
hani küçüktün
daha dündü
dün be oğul
yatarken beşiğinde kıkır kıkır dizlerimde savrularak peşimde
minik ellerin eteklerimde
yalvar yakar gözler yarım yamalak sözlerle
“anlat baba” diyordun bana
“çocukluğunu anlat”
sıkılır titrerdim
diyemezdim ki,
“neyi oğul”
“hangi çocukluğumu”
biliyor musun bisikletim yoktu benim
uçurtmam yoktu
oyuncağım hiç olmadı ki
oyunsuz çocuklukta acılarla yoğrulup piştim de
sertleşip kerpiçleştim
sıkılı yumruk can evimde daha çocukken büyük biriydim de
benim annem hiç olmadı ki oğul
babam yoktu
ayrılıklardaydım hep
gurbetlerde
neler yaşadım oğul
bilir misin ne yalnızlıklar
ne yeller
seller
ne özlemler
az mı yaşadım tek başına sus pus odalarda
az mı aç kaldım az mı susadım
bağırdım haykırdım da
avaz avaz sokaklarda
meydanlarda
ummanlarda az mı sevgi aradım
neyi anlatayım oğul
yaşadım da isyanlarda paramparça bölük pörçük lime lime
kimi zaman kuytu bir köşede zula bir yerde kimsiz kimsesiz
bilir misin nasıl ağladım sessiz sessiz
“anlat baba” diyordun
“bana bir masal anlat”
nasıl anlatayım oğul
neyi
biri anlatmadı dinlemedim ben masal bilmem ki
kaf dağını yedi başlı ejderi prensesi ve yedi cüceyi
beyaz atlıyı
güzeli
çirkini
yalan yanlış hangi dünyayı
sıcak bir yuvayı olmayan anayı uzaktaki babayı
hangi yalanı
anlatırdım dinle diye gene de
masal olmayan masalı
dört kulak dinlerdin masalmış gibi sen de
unuttun mu oğul
daha dündü
dün gibi
dün be dün
sonra büyümüştün ve öğrenmiştin
“bunlar masal değil” demiştin
“anlattığın kimdi”
“bir varmış bir yokmuş dediğin neydi”
masal değildi oğul
unuttun mu söylemiştim
bendim o
ben
kendim
yaşanmamış çocukluk fakir bir gençlik sonra sefillik
masal gibi
tuz ekmeğin içinde
maşrapadaki çayın olmayan şekerinde
bir tas çorbanın özleminde
bendim o titreyen soğuk ranzanın üzerinde
kilimsiz
yorgansız
sobasız
hep kara kara hikâyeler hani peri masalı nerede
diyemezdim ki neyi anlatayım oğul
yaşanmamışı
yaşanılmamışı
olmayanı
sıkıcı bir öykü
masal bilmiyordum ki
anlatmıştım gene de
dinlemiştin
yüz kere bin kere
“anlatma” demiştin bir gün
“baba anlatma”
“sevgisizliği kimsesizliği terk edilmişliği bildim”
“ana kucağını baba ocağını sıcak bir yuvayı”
“anladım”
“ayrılık acısının insanı nasıl sarıp sarmaladığını”
“can sıkıntılarını yürek çarpıntılarını hasretleri”
“yalnızlığı anlatma”
“seni sizi bizi anlat”
“Anlat biraz da hepimizi”
büyümüştün
bana güzel şeyler anlat baba
aşkı anlat sevdayı sevgiyi
arkadaşlığı dostluğu insanlığı
anlat yâri yareni annemi
dünü göm dipsiz kuyulara baba bugünü anlat
acıyla hüzünle hıçkırıkla
ağıtla haykırışla değil türkülerle anlat baba
ben varım bak
biz varız
varız baba şimdi kalabayız
öykülerle şiirlerle düğünlerle
gönül gönülle
diz dize el ele biz bize
omuz omuza baba
omuz omuza
demek büyüdün
demek gidiyorsun
öyle mi
iyi o zaman git
biliyorum gitmen gerek
gitmelisin
git oğul
biliyorsun anlatmıştım
bin kere yüz bin kere
dinlemiştin
şimdi sen de büyüdün
daha ne
yolun düz olsun
taşsız dikensiz engebesiz
zihnin açık olsun
sevgi dolu yüreğin kinsiz ve nefretsiz
güle güle git
güle güle oğul
git
biz bekleriz
ayrılıkmış aşka sevgiye katık
kim demişse
iyi o zaman onu da tanı
masal olmayan masalı hiç unutma hep hatırla
ama sakın ha korkma
ışıklar söndüğü zaman karanlık bir sokakta
okuldaki salonda tahta masada sırada
defterdeki kurşun kalem yazıda kitap sayfalarında ders aralarında
bil ki ben her zaman yanında
uykun gelip yattığın zaman odanda
yastık dizi olsun annenin yataksa koynu
sarıl ona sıcak sıcak uyu
büyüdün mü
yok be oğlum
utanma
üstüne yorgan olsun baban hiç bile sıkılma
daha küçüksün büyümedin
hem büyükler de muhtaçtır sevgi ve şefkate
bunu da unutma
çünkü onlar da korkar öylesi yalnızlıklarda
demek gidiyorsun
terk-i diyar ediyorsun
ayrılıyorsun
demek büyüdün demek öyle
iyi o zaman
git
biz bekleriz
üç ay beş ay yedi ay
iki sene ne ki
gelmemiştin de on dört sene
az mı bekledik seni
gidiyorsun anladık o zaman bekleme
sarıl öp hoşça kal de ama veda etme
yolcu yoluna
hadi el salla
el salla bize
hadi güle güle
güle güle oğul güle güle
bekliyoruz bak unutma gel gene
(Önce oğlum İlkan’a, sonra bütün baba ve oğullarına…)
12/Eylül/2008/ Lüleburgaz
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.