0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
1004
Okunma
Şüphemiz yok
Dünya yuvarlağı daha genç
Kendisine yapılacaklara gebe
Öyle söyledi bakkal Müzeyyen teyze
Yanında tahtadan bir kasa
Günahlarını biriktiriyor
Ellerim acıyor kapı aralığına sıkışmış gibi
Pıtrak değil saçlarıma yapışan
Doğamamanın eziyeti belki kendi küllerimden
Annem iki kıtayı birleştiren şehirde
Yokluğumun gölgesi düşüyor üzerine
Yüzündeki dalgınlık bu yüzden
Caddeler durmadan ağlıyor
Sokakların düğünlerde bile ağladığı aşikar
Ve bir şehir ayağa kalkmış, konuşmayı öğreniyor
Benim yüreğim kanıyor, böğrümde Franco’cu bir kurşun
Gestapo’nun mengeneleri aslında ellerimi acıtan
Zaman boşlukta takılı bir zincir
Bakkal Müzeyyen zamanın içinde yolcu
Dünya yuvarlağı daha genç
Hezarfen Çelebi’yi tanırmış yemin billah ediyor
Bir geliyoruz
Gelişimiz umut yüklü
Sade yaşıyoruz yabani çiçekler gibi
Teferruatsız anlatıyoruz hikayemizi
Aynı yaşamımız gibi
Bir gece nasıl büyür bilir misin?
İncecik bir el uzanır ayı alır
Acelesi olmayan kar taneleri gibi
Arkasında bitmeyen yürüyüşün aksanını bırakır
Susuyorum teferruata
Suskunluğum ince bir tül geceye örtülü
Belki güneş geç doğar
Ve hemen terkeder bizi
Dostluğuna doyamadığımız birisi gibi
Güneşin doğuşunu bekliyoruz biz
Ağaçlar çiçeğe durmuş
Kar yağacakmış
Bu da kabulümüz
Oysa ateş düşüyor mevsime, nisan ısınıyor
Temmuz oluyor bütün mevsimler
Yenik bir fırtınanın anlatıkları
Hep eteklerimizde biriktirdiklerimiz
Ben beni bildim bileli ve de evveli
Hep ateşi taşımış birileri
Bakkal Müzeyyen ağlıyor
Çevirip içindeki sevgi fırtınasını öfkeye
Ateşi taşıyanlar kondulardan topladıkları
Açlıkları koyuyor fünye yerine
Gökyüzü fırtınadan önceki griliğinde
Çocukların gözleri dalgalı
Yarasalar uçuşuyor her yanda
Bakkal Müzeyyen rüyasında görmüş
Kar yağacakmış
Sonra güneş doğacakmış
Çocukların gözleri mavi
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.