6
Yorum
21
Beğeni
0,0
Puan
2208
Okunma

başım önümde
ısırılmış bir hakikatten geçiyorum
sağın kamburuna bir acılı masumiyet
solun sancısına yarasadan kör bir zühre düşmüş
asık suratlı bir gecenin karaltısı sokulurken kangren ayrılıklara
uzaktan eriyerek bağıra çağıra bir aşkın soykırımı yaklaşıyor
görmezden geldiğim bir anda çığlıklar atarak düşüyor asfaltın alnına
beklemeye hiç vaktim yok
geçiyorum sorgusuz sıratın mektebinden
dört taraf kızıla sarı yaprakların asıldığı ağaçlar
yukarıdan bulutların karnından doğan yağmur
toprağın rahmine sızıyor usulca
sonrası kayalardan yeşilimsi suyun çokça soyut olarak yol alması..............
birden irkilmenin duygusal kayboluşunda buluyorum beni
ardımdan seslenen rüzgarda iki gölgeyi duyuyorum
biri yalnızlığın ötekisi kayıp tüm anıların tekil karanlığı
sırtıma ağırca vuruyor sahipsizlik
ve önceden mavi
şimdi ise mor boyalı ahşap bir sıcaklığın
kuytusunda büzüşerek ağlıyorum
kimseden bir aşk dilenmedim
dilenecek kadar da acınası değilim
ben sevgiye saygı duyuyorum
ve gözlerimden yanaklarıma atılan her damlayı
aşkın yüreğine bahşediyorum..........
zaman çok çabuk büküyor boynunu
olduğum mevsimin
olduğum bir kentinde soluyor her tik tak arası ömür
çoktan bağışladığım hayatın
ve çoktan bağışlanmış olduğum bir düşün
kayıp ozanıyım
ben her daim ayıkladığım sürgünleri
her gece yarısı yıldızların arasına katık yapıp
aç umutların ortasına bırakıyorum............
bana deki
hangi yönün ikliminden geliyor bu gri acılar
ben diyeyim/ki
hepsinin
çünkü her yönün gri acıları vardır
ve var oldukça yaşam
grilik hüznünde
profesyonel acılar hep var olacaktır..............
ve bırak kaybolayım mutlu bir yalanın göğsünde
her/yerde sımsıkı çalınırken hayata dair ne varsa
ben kaybolduğum yalanla doğrudan bir hayat kurayım.....
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.