1
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
1030
Okunma
Yaz güneşinde sancı askılı omuzda ışık
beyaz ten üzeri siyah sütyen kadar ölümcül…
Güneş söndüren ayaz gecede
yağmur geçer iğne deliğinden
hilal bereketiyle tam karşımda
çenede gamze, gamzede çene
sana ve ait olduğun ne varsa
üzerine gölge misali dikilmiş ipliğiyle kadın…
Bozuk ağızlarda bira ve kızartma tadı
eli yağlı memeler sütten kesik
dünya varken cehennem ne gerek
cehennem öncesi cehennem dünya
vakit öldürenlerin bir arada olduğu her mekan gibi
ölümcül öğleden sonralar
aşk ile yakalanmışız en edepli yerimizden
duvarda dizili menekşeler ağlıyor kurşuna dizilmiş gençlere
adı toprak olduktan sonra adına ölen çok oluyor...
Geçmiş, karşıma sırıtıyor gelecek.
Gelecekten geçmişe yaşıyoruz
bu yüzden en iyi hatırladığın anılar geleceğe yakın olanlar
ve olduğun yer geleceğe en yakın
ve geçmişe doğru bir yolculuk içindesin.
“Seni bir yerden tanıyor muyum?” Diye sorduğun kadın
gelecekte evlendiğin kadın.
Bu kadar gizli bilgi yeter…
İnsan vücuduna sığdırılmış
eksik aşk taşırır gözleri
ama en çok ellerini sevdim
kadın elleri de beni sevdi sanırım…
Can çekişiyor öğleden sonralar
karaya vurmuş balık misali çırpınıyorlar
bir kafenin teras katında balık kokan kadınların
bacakları kapalı
gözlerinde yaz ateşi
ve dudaklarda mühürlenmiş sigaralar
son sevişme üzerinden aylar geçmiş
ancak inatla bekliyorlar…
Bir kafede çalışıyor kadın
içi bağırsak dolu bedenlere içki servisi yapıyor
bağırsaklar ne bilsin prensesi?
İşte yine orada elinde bir tepsi
tepside içki bardakları
bir prenses nasıl taşırsa
öyle taşıyor tepsiyi…
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.