1
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
1078
Okunma
Hanidir
tutamıyoruz ışığı
nerede nazlı fakat vefalı
çöl kuşlarının maşuğu
nerede kar altında
ev yerine
çorbanın sıcaklığıyla
dindirmeye çalıştığımız
tarla işçisi hasretimize
durmadan eşlik eden
bakır tencerelerin
odun kaşığı..
...
Hanidir
bir kestane
can verirken sobada
askerlik anılarını anlatan
ihtiyar adamların
kahve köşelerine sindiği
ve çıkamadığı bir daha
her seneki gibi canlı
ve taptaze
bir nefes getiren sabaha
cemrelerin işi yarışa sardığı
Hanidir
sofra bezlerini
ahşap penceremizden
ön bahçemize silkediğimiz
çalı süpürgelerle evin
odalarını dolaştığımız
perdeleri çıkarıp
perdeleri taktığımız
kısa kollu yaz gülüşleri
kısa bacaklı oyunlarla
gelip geçen öyle
bir koca ömür
bir koca mezarlığa gömülü
misafirlik sancımız
Hanidir
bizim durup da
dişimizin sallandığı
gökkuşağı salıncağındaki
tertemiz ağlamak duygusu
Hanidir
koştuğumuzu
konuştuğumuzu
ikiye ayıran derin
öğle uykusu
Hanidir
dondurmasını düşüren
ufak çocuklar gibi
adını duyunca sinip
hıçkıra hıçkıra inlediğimiz
ilk sevgili
Hanidir
bu kadar
özlediğimiz birbirini
muttasıl öten kuşların
yutkunamadığı telaş
Hanidir
anahtar delikleri
kapı altları
ve bilmediğimiz bahçelerin
elma, erik ağaçları
Sokaklara vura vura
duvarları yonttuğumuz
şarkılar
Sokaklara vura vura
uyandırıldığımız
yalnızlık sayımları
Şu hiçbir şeyin
hiçbir şeye selam vermediği
dibi delik yıllarda
gram titremeden
gram yaş dökmeden
iç çekmeden
günün ilk ışığını
bozuk para gibi bulduğumuz!
...
Tutamıyoruz ışığı
mum saklamıyoruz
kibrit çakmıyor...
Hanidir gerçekten
uyanmıyoruz bir sabaha
Tüm horozların
tez kellesi vurula!
5.0
100% (4)