8
Yorum
20
Beğeni
0,0
Puan
1600
Okunma

çok eskiyen bir hitabın buyruğuna
ha vardım ha varıyorum
içten bir birileri ile bileşik
iki harf eti var avuçlarımda
birine cümle değse
diğeri bir kelimenin derisini sıyırıyor dilimden
şimdi aklımın ağzına uğrayan fikri söylesem
içimi ısırıyor zaman
süsleyip harflerimi sunsam da
eskiyene dil damağı kapılarını açıveriyor
ruba
işte o zamanda bir gecedeyim
makamım zamanla uyuşmuyor
inceden bir yaşam
alıveriyor ellerini benden
sormak aklımın ayağına takılıyor
bir süre duruyorum
ve sonradan duyuyorum
durak deniliyor dinleyenlerin diyarında
ağzı kırık sol akıntılı bir ahkam kesiyor sesim
yolunda uzuv hâkimi hani
durduk yere
darası eksik bir har kımıldıyor ininden
ruba diyorum
kılıfı yoksul ve lal
içli bir zaman biçimi
sağında zarifçe uyuyorum
ne doğuyorum ne de doğruluyorum
ben uymuyorum o zamana
bir de o yolun çağrısına
ruba
yol geliyor
o yol bir yüz eğimine
ben bir zemin seyrine dalıyorum
zamanın koynuna
her vardığımızda
duruşuyoruz
ve
irkiliyor dem
vakit zamana yol olup
göğsümde kalabalıklaşıyor
o sevda kurdu
içimin zan riyası
ürkek zaman kalıbı
o ağrının yüz kaygısı
zamanın deli adamını
durduramaz adabında
ve
bildiğim bütün saygılar asılmış
bir tırnağın eşelenen yüzünde
oysa
yanağımı yanağından koparan rüzgar
bilmiyordu
yanağının sakalımın soluğu olduğunu
işte ben bu fikre ne zaman kapılsam
bu şehrin tırnaklarına içsel birikintiler üşüşüyor
ayırdığım topluluklar yoluma sızıyor
sağa diyorum bir solun sevgi ıssızlığına dalıyorum