0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
1070
Okunma
Yumurta sarısı
güneşe
bansam kendimi,
ne lezzetli bir son olurdu…
Kediler şaşkın,
ne yapacaklarını bilmiyorlar
sıcakta,
biraz gölge için sıkı kavga oluyor bazen,
çocukluğumda ayağı diğerine göre
daha kısa olan bir çocuk vardı mahallede,
metal parça ile desteklenmiş,
ayakkabı giyerdi.
Her adımda metalik ses kulak çınlatırdı.
Ancak farkı yoktu bizim için.
Her oyuna dahil ederdik onu.
Geride kalmamak,
eksik görünmemek için
insanüstü bir çaba gösterir,
en az bizim kadar koşardı.
Çoğunlukla ayağını unuturduk zaten.
O anlatmadıkça sormazdık.
Kendi kurallarımız vardı.
Mahkemeye, avukata, polise ihtiyacımız yoktu.
Birbirimizi öldürmedik,
hiç çalmadık birbirimizden,
Bazen nefret eder, ertesi gün barışırdık,
Basit ve kolaydı hayat,
yazlar ve günler uzun,
deniz daha tuzlu,
güneş lezzetliydi...
Büyüdükçe kaybedilen birşey
vardı o yıllarda.
Birşeyleri yitirdik adam olurken…
Ve sonunda adam saydık kendimizi…
Şimdi burada oturmuş
ağustos böceğini dinliyor,
bazende izliyorum onu…
Karnı ağaca sürtündükçe bu ses çıkıyor,
ve ısıtıyor içindeki yumurtalarını,
bir hayat oluşması için
gereken ısıyı üretmek zorunda
yaz sıcağında
ağustos böceği…
Gel de hayran olma!
Eğer bir yaz günü duymuyorsanız
ağustos böceklerini,
kandırılmışsınız demektir…
Gidin başka yere, yaz yok orada…
Tenimi sarıyor tenin,
içinde geçiyorum kendimden,
her nefes ıslak,
kirpiklerin batıyor gözüme,
saçlarının ilmiği boynuma geçeli çok olmuş,
ölüm yok,
yaşamak var,
ölümüne yaşamak,
damarlarımdan gümbür gümbür geçiyor,
küçük penceremden dünyaya
tazyikle boşalıyor hayat,
dudaklarının soğuk suyundan içince
gevşiyor, sırtüstü uzanıyorum denize…
Arşipel’den rahat yatak mı var?
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.