13
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
1543
Okunma
Yaşar yalanla kollar; sarar yalanlar beni
Titrer kılcal damarlar, beyinde tüm “nöron”lar
Kör mü “snaps” uçları; vurur kalanlar beni
Sanki dünya bir sahne yıldızlar da neonlar
Yirmi Nisan’dır bugün; deyin, beni kim anlar
Bilemedim kimlerdir tutsak kılanlar beni
Neden kin duymaktasın; ne için alırsın öç
Sırma saç gönlünü aç; nefese katma ateş
Ya gel bana tam yerleş, ya da toplan, benden göç
Tamama ermek için âşık bulmalı bir eş
Gündüz gezerken güneş; aydır geceye evdeş
Hem ışık alır ondan, hem de bitmeyen bir güç
Her gördüğüm denize dalardım mavi diye
Yutup tuzlu suyunu ciğerleri şişirdim
Güvendim hep kendime bünyem çok kavi diye
Yetmedi, yüreğimi ateşlerde pişirdim
Acemiydim, ruhumu onmaz derde düşürdüm
Saf aşka inanırdım illa semavi diye
Soldu gül, öldü bülbül; bağlara kondu baykuş
Çoğu kez coğrafyamda dolaştı voyvodalar
Gel de doyunca yaşa; sırt yerde, olunca tuş
Ne pehlivan doğrulur, ne dolar boş odalar
Ne dizde takat kalmış kim nereye çift dalar
Artık zamanı geçti sevdayla olunmaz coş
Bugün nisan ayının yaşanırken yirmisi
Dağda bir aslan ölür; hainin keyfi çakır
Bugün dünya yanıyor, korlardan tüten isi
Soldurur gonca gülü bülbüller hazin şakır
Sen, ben çıkmaz bir yolda gölgelere tosladık
Hangi yola girdiysek her zaman bodosladık
Güneri Yıldız (20 Nisan 2012)
5.0
100% (18)