1
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
929
Okunma
KÖR GELENEK
Ay gecenin koynuna pervasızca gömerken başını
karabasan gibi çöküyordu karanlık
gurbetin balkonuna.
Tek siyaha teslim olan zaman
kaç düşün canına kıyıyordu kim bilir
kara deliğinde.
Yana yakılaydım
Rüzgârın ağzında kesilen ağaçların saçları
çığlıklarıyla boğuyordu sessiz hıçkırıklarımı.
Gözün
göze değmediği yerde
yürek yordamıyla arıyordum yokluğunu.
Biliyordum sen de
her erkek gibi yalancı baharlara tutkundun
Mor hüzünlerde okşardın saçlarımı.
Gerisi
bütün hayat
küflü alışkının işgalindeydi.
Kıyısından köşesinden ne düşerse bahtıma…
Çünkü sen, Tanrı’nın aziz kulu, ‘erkek’ doğmuştun dünyaya.
Bense, her seferinde Tanrı’ma, sitemle açıyordum suskunluk orucumu.
“Kadın ruhunu anlamıyorum “ dediğin gün başlamıştı isyanım.
Önyargının pençesine kaptırmamak için vicdanımı
durduğum yerden baktığım manzaraya
senin baktığın yerden de bakmışlığım vardı.
Bencilliği dolayıp yüzüne
gidişindi gördüğüm.
Büyüdükçe isyanım
büyüdü eşit insan olma kavgam.
Arkamda ağlamaklı bıraktığım günceme
ilk o gün yazmıştım vazgeçtiğimi bedenimden.
Şimdi
yap-boz’un eksik olan parçası gibi eksiğim.
Sensiz ve sevgisizim bir de
Mutluluk neydi unuttum üstelik.
Gülüşümü
ilk yitirdiğim yeri çırparak başladım aramaya.
Eşkâlini;
kıvrımları kuş kanadına takılıydı diye verdim.
Yangınlar tutuşturan ruhumu
kaçamadığım kör geleneğin çıkmazına hapsettiğini gördüm.
İsli yüzüne çığır açmıştı yaşlar.
Kocaman bir süpürge alsam elime
süpürebilir miydim anıların tozunu?
Dönülmez yıllarıma
için için ağlıyordu her köşem.
Yaz evimin yalnızlığı çıkageliyordu durmadan;
içime kilitli kalıyordum günlerce.
Bensiz gittiğin her yerin
zindan olduğunu bildiğin halde
dik tuttuğun başını
hangi taşa yasladın?
Bense
durulmayan yalnızlığımı avutmak için indiğim sahilde
dalgaların diline sürülmüş ayak izlerini
kazımak istedim kaç kere.
Öyle sensizdim sevgili…
Gezdiğimiz yolun sonundan esen rüzgâr
kokunu ekmiş olmalı ki tarlalara
bütün çiçekler seni tütüyordu burnuma.
Sen yoktun
Kuşlar yoktu
Kedim ölmüştü seneler önce.
Şehrin ıssız sokaklarında dönüşüne adaklıydı bütün ışıklar.
Ey yar!
Burnunu düşürdüğün yerden alıncaya kadar
yokluğun çok şey öğretti.
Ufkumun genişliği
boyunu aştı.
Sıyrıldım bütün korkularımdan.
İçimde acıyla beslediğim kadını
çekip çıkardım gün yüzüne.
Güçlendikçe ruhum ve insanlığım
bir başıma çok sayıda kadındım.
Barıştım bedenimle.
Şimdi içli dışlıyız.
Yaşanası bir hayat için yıldız taktım gülüşüne.
“Tuzlayayım da kokmasın” demek geçiyor içimden
budumdan köfte yapan erkek egemenliğine…
Meliha KAR
5.0
100% (1)