0
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
1454
Okunma
Hiç edilmiş avlularında bir dizi çamurdan ihtimal
Tanburalarda tutuşmuş boğuk sesler
Derisi dökülmüş hatıralar uğrayacaklardı bana
Henüz söz aldım kendilerinden
Nehir başında bir akşamüstü
Sana kaç kez söyledim beya büyükanne
Bu suda balık tutamayız artık diye
Uzun soluklu kahkahalar atmaya vakit kalmıyor zemheri aylarında değil mi
Bilmediğimiz bir alfabeyle yazılar yazılıyor taşlarımızın üzerine
TAŞ
antik bir hüzün biçimi
hangi çukura ağlamaya niyetlensek
bir sürüngen dadanır nedense yüreğimize
oysa sen şimdi bile ölümden gençsin
yitik anılarındansa yaşlı
memleket türkülerinin derdine benzer bir yağış biçimi gözlerinde
gittin
Şimdi ne kavakların sakin serinliğinde durulabiliyor artık
Ne de eteklerim zil çalarak bekliyorum şafağın sökmesini
Bu soluk kasabanın keskin çakıllarının kanattığı ayaklarımla
İtten bile yalnız yürüyorum
Dalgın ve yorgun öğle paydoslarının ekmek buharı
Korkularımı inanç nebulalarıyla eriten kadın
Bulut gelir mi yine pare pare
Kül edilmiş hasretlerin üzerine yağmurlar dökmeye
SARP ÖZDEMİR
5.0
100% (1)