5
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1141
Okunma
bazı geceler
yeni demlenmiş bir çay gibi
taze oluyorum
demleniyorum ağır ağır
rengim koyu bir kırmızı
kendimi görüyorum
camın ardında
dizlerim çimen kokuyor bazı geceler
boylu boyunca uzanıyorum toprağa
gül dikenlerini sayıyorum
seçiyorum içlerinden en sivrisini
en keskin sözler gibi
canımı yakıyorum
her anlamın içinde başka bir anlam varmıydı aslında?
yoksa güneşmi yakmıştı gerçekleri?
benim göremediğim ne vardı?
bu kadar hazırlıksız mıydım herşeye?
herşey olması gerekitiği zamanda olması gerekteği gibi
rutin ve bilindikti tüm acılar
doğaçlama yaşanıyordu hayat
ve birazda nefes alışımız...
şafak sökerken
ben o vakitler
hep son anımmış gibi
ellerini düşünürdüm
gün doğarken.
hayat her sabah yeniden başlıyordu
dizlerinde...
derman oluyordu geceden kalan rüyalar
ve gün dönerken tüm martılar
seni selamlıyordu
deniz yosun kokusunu gönderiyordu sana
sabah rüzgarıyla
sen,
o şehrin bu kıyısını severdin.
karşı tarafa küfrederken,
yüzüme bakardın.
gülümserdim....
deniz aynı denizdi oysa
sessiz ve sakin...
senden öğrendim
o yolları adımlarken parmak uçlarımda yürümeği
kalabalıklar içinde gizlenmeği...
kaçıp gitmeği hayal ederdin
uzaklara...
oysa ben avaz avaz bağırırdım içimden
"korkuyorum bu sessizlikten!!!"
duymazdın, bilmezdin, anlamazdın
çünkü sessizdim
öğrenmiştim....
büyük laflar ediyoruz küçük insanlığımızla!
bu yüzden cürret ediyoruz hayaller kurmaya,
bu yüzden aşık oluyoruz korkmadan,
halimize bakmadan,
geçmişi gömmeden karanlık kuyulara,
kapı arkasına gizliyoruz herşeyi .
üç derin nefeste tek seferde veriyoruz tüm sözleri!!!
pişmanmıyız?
belkide.....
ıssız sokaklardan akıp gidiyordu zaman
kalbim daraldıkça daralıyordu
küçüldükçe küçülüyordu gölgem.
omuzlarımdan dizlerime iniyordu bu anlamsız sızı
sen öylece gidiyordun.
ve ben....
sessiz kalıyordum ellerim arkamda
suçlu bir çocuk gibi...
kokusuna alışmak bir tenin
ve kaybolmak içindeki caddelerde...
kimde kaldığımı bilmiyorum şimdi
nerede kaybolduğumu...
hangi kaldırımda çöktüm dizlerimi?
kim tuttu ellermden?
son sözüm neydi sana?
nasıl içime yerleştiğini
ve neden gittiğini...
bilmiyorum.
susmalıyım artık!
eski de kalmış ne varsa yakmalayım.
yıkmalıyım bu kenti.
belki sessiz bir törenle..
sonrasını bilmiyorum.
bana ne kadar kolay olacağını anlatma artık!
çünkü seni duymuyorum!!!
sesler tükendi..
görmüyor musun?
son gemiye el salladı martılar,
çoktan sustu o şarkıyı söyleyen adam.
bana yılların nasıl gelip geçtiğini anlatma artık!
çünkü seni duymuyorum!!!
oysa ben yemin edebilirdim
senin yanı başımda durduğuna.
anlatabilirdim oysa
yanımdan geçip giden herkese
söyleyebilirdim.
bir ucu çoktan yanmıştı düşlerimin
bu sırrı verebilirdim sana.
renksiz bir İstanbul sabahına nasıl uyanılır?
bazı geceler
yeni demlenmiş bir çay gibi
taze oluyorum
demleniyorum ağır ağır
rengim koyu bir kırmızı
kendimi görüyorum camın ardında
dizlerim çimen kokuyor bazı geceler
boylu boyunca uzanıyorum toprağa
gül dikenlerini sayıyorum
seçiyorum içlerinden en sivrisini
en keskin sözler gibi
canımı yakıyorum
bazı geceler...
neslihan öncel / ay zamanı
07 Eylül 2008 Pazar