Yalnız kendi nefsini düşünerek dost arayan, hizmetçi arıyor demektir. cenap şahabett
Karanlıkta saklı ışık
Karanlıkta saklı ışık

MÜREKKEP

Yorum

MÜREKKEP

0

Yorum

1

Beğeni

0,0

Puan

62

Okunma

MÜREKKEP

“Masa da Masaymış Ha” şiirinden esinlenerek yazmış olduğum bir şiir.
Keyifli okumalar dilerim.

Kalemi aldım elime, başladım yazmaya.

Ne yazacağımı bilmiyordum. İlk kelimeyi yazınca ikincisi geldi. İkincinin ardından üçüncüsü. Sanki yıllardır kapının dışında bekleyen birileri vardı da ben nihayet kapıyı açmıştım.

Önce bir ev çıktı.

Kapısını yazdım. Boyası dökülmüş olsun istedim. Pencerelerinden biri kapalıydı. Neden kapalı olduğunu bilmiyordum. Mutfakta yarım bırakılmış bir çay vardı. Üzerinde ince bir kaymak tabakası oluşmuştu. Birinin birazdan gelip o çayı içeceğini düşündüm.

Kimse gelmedi.

Bir çocuk yazdım sonra.

Çorabının teki düşmüştü. Elinde kırmızı bir araba vardı. Koşarken arabanın tekerlerinden biri çıkmıştı ama çocuk bunu fark etmemişti. Sokağın sonuna kadar koştu.

Annesi pencereden baktı.

Adını yazmadım.

Bazı isimleri yazınca çocukluk hemen büyüyor.

Sonra bir çift el geldi kâğıda.

Babamın elleri.

Avuç içlerinde yılların bıraktığı ince çizgiler vardı. Parmaklarının arasında hâlâ çalıştığı işin kokusu duruyordu.

Yüzünü yazmadım. Ellerini yazdım.

Kapıyı nasıl açtığını.

Bardağı nasıl tuttuğunu.

Uyurken elini yastığın kenarına nasıl bıraktığını.

Hepsini yazdım.

Sonra bir sandalye çıktı.

Üzerinde kimse yoktu.

Bir süre ona baktım.

Kalemi durdurmadım.

Bir istasyon yazdım.

Peronda tek başına duran bir valiz. Üzerine yağmur yağıyordu. Tren gelmedi. Valiz de gitmedi. Bir adam vardı peronda, saatine bakıp duruyordu. Saatin çalışmadığını bilmiyordu.

Onu da yazdım.

Bir hastane koridoru yazdım.

Floresan ışıkların altında sabaha benzeyen bir beyazlık vardı. Bir hemşire yürüyordu. Ayakkabılarının sesi koridorun sonuna kadar gidiyor, sonra geri dönüyordu.

Bir kapının önüne geldim.

İçeride biri vardı.

Kapıyı açmadım.

Bazı şeyleri yazmak, onları yaşamaktan daha kolay değildir.

Kalem hâlâ yazıyordu.

Ben yazdıkça kâğıt çoğalıyordu.

Sonra annemin mutfaktaki sesini yazdım.

Çayın kaşığa değdiği o küçük sesi.

Bir tabağın tezgâha bırakılışını.

Sobanın yanında kuruyan bir havluyu.

Bütün bir evi bazen bir ses hatırlatıyor insana.

O sesi yazdım.

Ev yeniden ısındı.

Bir süre sonra çocukluk geri geldi.

Kapının önünde ayakkabılar vardı.

Bir tanesi ters dönmüştü.

Kimse düzeltmedi.

Ben düzelttim.

Kâğıdın üzerinde.

Bunu nasıl yazdığımı bilmiyorum.

Bir satırın sonunda yirmi yaşındaydım.

Öteki satırda kırk.

Bir sonraki cümlede yüzümü aynada tanımadım.

Kalemi bıraktım.

Elime baktım.

Parmaklarım mürekkep olmuştu.

Ama kalemin mürekkebi hâlâ bitmemişti.

Yeniden başladım.

Bu kez ölüleri yazdım.

İsimlerini değil.

Boş sandalyelerini.

Dolabın üstünde unutulmuş gözlüklerini.

Bir daha kimsenin çevirmeyeceği saatlerini.

Ceplerinde kalan anahtarlarını.

Yıkanmadan önce son kez giydikleri gömlekleri.

İnsan öldüğünde bazı eşyaları ondan daha uzun yaşıyor.

Bunu da yazdım.

Gece oldu.

Yazdım.

Sabah oldu.

Yazdım.

Yağmur yağdı.

Yazdım.

Bir kuş pencereye kondu, üç kez cama vurdu ve gitti.

Onu da yazdım.

Sonra fark ettim.

Ben artık gördüğüm şeyleri yazmıyordum.

Yazdığım şeyleri görmeye başlıyordum.

Kalemin ucundan çıkan bir cümle odanın içinde yürüyordu.

Bir başka cümle pencereyi açıyordu.

Bir kelime masanın üzerinde duruyor, başka bir kelime kapının eşiğinde bekliyordu.

Yazı, yazdığım yerden çıkmıştı.

Kâğıt yetmedi.

Duvara yazdım.

Duvar yetmedi.

Kapıya yazdım.

Kapı yetmedi.

Sonra elimin üzerine yazdım.

Elim yetmedi.

Kalemi tekrar kâğıda koydum.

Bir şey daha yazmak istedim.

Ne olduğunu bilmiyordum.

Belki kendimi.

Belki çocukken kaybettiğim bir şeyi.

Belki hiç sahip olmadığım bir hayatı.

Yazdım.

Yazdım.

Yazdım.

Kalem inceldi.

Ucu aşındı.

Parmaklarım ağrıdı.

Gözlerim kapandı.

Ama mürekkep...

Mürekkep bitmedi.

O zaman korktum.

Çünkü bir kalemin mürekkebi bitmiyorsa, insanın yazacaklarından önce kendisinin bitmesi gerekir.

Kalemi masaya bıraktım.

Oda sessizdi.

Gece çok ilerlemişti.

Yazdıklarımı okumaya başladım.

Ev vardı.

Çocuk vardı.

Babamın elleri vardı.

Annemin sesi vardı.

İstasyon vardı.

Hastane koridoru vardı.

Ölüler vardı.

Ben vardım.

Son sayfaya geldim.

Orada tek bir cümle duruyordu.

Ben yazmamıştım.

Şöyle diyordu:

«Devam et.»

Uzun süre o iki kelimeye baktım.

Sonra kalemi yeniden elime aldım.

Mürekkep hâlâ ıslaktı.

Yazdım yazdım,
bitmedi mürekkebi.

Paylaş:
1 Beğeni
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiiri Değerlendirin
 
Mürekkep Şiirine Yorum Yap
Okuduğunuz Mürekkep şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
MÜREKKEP şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL