11
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
138
Okunma

Acının siyaseti olmaz
bunu insan
başına gelince anlıyor.
Bir evin önünde duruyorsun,
kapı kapalı.
İçeride bir anne var.
Belli...
Sesi çıkmıyor
ama belli.
Mutfakta iki bardak.
Biri boş.
Ötekinin çayı soğumuş.
Kimse kaldırmamış.
Bazı şeylere
el değmiyor insanın.
Bir çocuk gördüm sonra,
elinde kırılmış bir oyuncak.
Bir tekeri yoktu.
“Ne oldu?” dedim.
Omzunu kaldırdı.
Başını eğdi.
Ben de sustum.
Ne diyecektim?
“Geçer” desem
geçmeyecek şeyler vardı orada.
“Üzülme” desem
çocuk zaten susuyordu.
O gün anladım
bazı acılar
insana kim olduğunu sormuyor.
Geliyor.
Kapıyı çalmadan.
Bir anne
çocuğunun saçını okşuyor.
Kendisi ağlamıyor.
Ama eli titriyor.
İnsan bazen
bir elin titremesinden
çok şey anlıyor.
Sonra biri geldi yanıma.
Tanımıyorum.
Elini omzuma koydu.
Hiç konuşmadı.
Ben de konuşmadım.
Ama o el
o gün duyduğum
en güzel cümleydi.
Sonra eve döndüm.
Geceydi.
Televizyonda yine
birileri konuşuyordu.
Sesini kıstım.
Çünkü o gün
çok konuşulacak bir şey kalmamıştı bende.
Bir annenin sessizliği vardı aklımda.
Bir çocuğun
kırılmış oyuncağı.
Bir de
tanımadığım birinin
omzumda duran eli...
İnsan bazen
bunlardan fazlasını istemiyor.
Yanında biri olsun.
Hepsi bu.
Sormasın.
Nereden geldin demesin.
Neye inandığını da...
Sadece otursun yanında.
Biraz susun.
Sonra gece olsun.
Sabah olur elbet.
Ama bazı evlerde
sabahın da sesi değişiyor.
Mutfakta o iki bardak
yine orada.
Biri boş.
Ötekinin çayı soğuk.
Sen bakıyorsun.
Elin gitmiyor.
Kaldıramıyorsun.
İşte...
Bazı acılar
böyle kalıyor insanın içinde.
Sessiz.
Kimseye görünmeden.
Ama hep orada.
Hikmet Metin Çavdar
5.0
100% (12)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.