4
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
148
Okunma

Taşa Sarılanlar
Bu şiir; farklı inançların, düşüncelerin ve kimliklerin konuşulmak yerine yargılandığı bir çağın içinden doğdu. Bilmeden hüküm verenlerin, anlamadan öfkelenenlerin ve insanı önce adıyla, mezhebiyle, fikriyle tartanların karşısında bir söz bırakmak istiyor. Pir Sultan’ın darağacındaki direncinden, Nesimi’nin “Enel Hak” derken insanın içindeki hakikati savunmasından, Hacı Bektaş’ın gönül kapısından Anadolu’ya yayılan kardeşlik anlayışından izler taşır. Şiirin asıl derdi bir taraf tutmak değil; insanı yeniden hatırlatmaktır. Çünkü sözün değeri, bağırmasında değil; karşısındakini incitmeden hakikati aramasındadır. Dijital kalabalıkların içinde kaybolan nezakete, tartışma kültürüne ve birbirini dinleme ihtiyacına bir çağrıdır.
Sağı da duvar, solu da duvar
ortasında insanın sesi
bir taşın altında kalmış gibi.
Bir söz söylersin,
söz değil sanırlar
ellerine bayrak verirler,
diline bıçak.
Oysa bir kapı çalınır içimizde:
“Kimdir bu?”
“İnsandır,” dersin.
Yetmez.
Adını sorarlar,
inancını sorarlar,
hangi yaradan geçtiğini sorarlar.
Alevi dersin,
yüzlerini karartırlar.
Hak dersin,
korkularını büyütürler.
Enel Hak dersin,
sanki gökyüzünü suçüstü yakalamışlar gibi
taşa sarılırlar.
Oysa Pir Sultan
bir türkü değildi yalnız,
boynunda darağacıyla yürüyen
bir halkın inadıdır.
Nesimi
derisi yüzülürken bile
insanın içine bakıyordu.
Hacı Bektaş
bir kapıdan değil,
bin gönülden giriyordu Anadolu’ya.
Bilmeyen konuşur,
konuşan bağırır,
bağıran kendini haklı sanır.
Ve her gün
bir insan eksilir soframızdan.
Eskiden insan kazanmak isterdim;
bir el uzatsam,
bir gönül daha çoğalsın diye.
Şimdi dijital meydanlarda
kayıp giden her kabalıkta
içime garip bir ferahlık doluyor:
Demek ki
bazı vedalar da temizliktir.
Ama yine de diyorum:
Önce insan olun.
Sözü incitmeden söyleyin.
Dinlemeyi öğrenin.
Tartışmayı,
birbirinizi boğmadan konuşmayı öğrenin.
Çünkü memleket
birbirine bağıranların değil,
birbirinin yarasını bilenlerin
omzunda yükselecek.
Not: Dünyaya gözlerimi açtığımda, henüz hiçbir şeyi sorgulayacak yaşta değildim. Annemin, babamın, dedemin ve babaannemin sesinde aynı cümle yankılanıyordu: “Biz Sünniyiz; mezhebimiz Hanefiliktir.” Bu sözler, çocukluğumdan itibaren ismim gibi benimle büyüdü; ailemin hatıraları, duaları ve yaşam biçimiyle iç içe geçti.
Zamanla bu mirasın yalnızca bana anlatılan bir bilgi olmadığını anladım. Ehlibeyt Sevgisini öğrendikçe, inancın insanın üzerinde taşınan bir kimlikten çok; düşünerek, hissederek ve anlayarak anlam kazanan derin bir yol olduğunu gördüm. Bana bırakılan bu miras, geçmişten gelen bir ses olarak değil; bugünümü ve yarınımı aydınlatan bir rehber olarak içimde yer etti.
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.