3
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
159
Okunma

Ben,
bir işçinin avucunda uyuyan
eski bir sabahım.
Daha doğmadan yorulmuş
günlerin içinden geçtim.
Demirin nabzını dinledim,
taşın suskunluğunu öğrendim,
toprağın dizlerinde
ekmeğe dönüşen duaları.
Bir fabrikanın penceresinde
akşam,
is kokulu bir kuş gibi konarken,
bir çocuk,
babasının cebinden
oyuncak değil,
yorgunluk çıkarıyordu.
Ve dünya,
o küçücük avuçta
kocaman bir eksiklik gibi büyüyordu.
Oysa rüzgâr,
hiç kimsenin tapulu malı değildi.
Yağmur,
yalnız zengin damlarına inmiyordu.
Güneş,
altın kasalarına göre
ışığını ölçmüyordu.
Doğa,
her sabah
eşitliği yeniden deniyordu;
insan
onu her akşam
yeniden bozuyordu.
Ben bunu gördüm.
Madenlerin karanlığında,
gündüzünü kaybetmiş yüzlerde gördüm.
Pamuk tarlalarında
ellerinden mevsimler dökülen kadınlarda.
İnşaatların göğe uzanan
yalnızlığında.
Balıkçı ağlarında
tuzla birlikte örülen umutlarda.
Bir çekiç,
yalnız demire değmez.
Bir çekiç,
insanın içine kapanmış sessizliğe de vurur.
Ve örs,
yalnız çeliği değil,
sabretmeyi de biçimlendirir.
Her nasır,
bir ağacın gövdesindeki halka gibidir;
kaç kış geçtiğini anlatır.
Her kırışık,
toprağın haritasıdır.
Her alın teri,
denize ulaşmaya çalışan
inatçı bir ırmak.
Ben,
o ırmakların sesini topluyorum.
Çünkü biliyorum;
bir nehir
kendi yatağını
taşıyarak açar.
Bir orman,
tek ağacın gölgesinden doğmaz.
Göç eden turnalar,
göğü paylaşmayı bildikleri için
ufku aşarlar.
İnsan da
birbirinin omzunda çoğalan
bir mevsimdir.
Ve ekmek,
yalnız buğday değildir.
Bir annenin sabrıdır.
Bir babanın eğilmeyen sırtıdır.
Bir çocuğun
yarına inanma cesaretidir.
Ben,
maviyi yalnız denizde aramadım.
Bir kaynak ustasının
maskesinden taşan kıvılcımlarda gördüm.
Bir dokuma tezgâhının
mekiğinde gördüm.
Yağmur altında
tohum saçan ellerde.
Birbirine sessizce uzanan
iki yorgun avuçta.
Çünkü umut,
en çok
kimsenin görmediği yerde büyür.
Toprağın altında.
Tohumun içinde.
Taşın sabrında.
İnsanın yüreğinde.
Ve bir gün,
dağlar yürümeye başlamaz belki;
ama insanların yüreği
dağlardan büyük olur.
Nehirler yön değiştirmez belki;
ama çocukların gözleri
başka bir gökyüzünü öğrenir.
Gökyüzü aynı kalır.
Değişen,
ona bakan insanların
birbirini görme biçimidir.
İşte o vakit,
hiç kimse
ötekinin gölgesini çalmaya çalışmaz.
Bir ekmek,
yalnız sofrayı değil,
kalbi de doyurur.
Bir gülüş,
yalnız yüzü değil,
çağı da aydınlatır.
Ve dünya,
paslı kapılar ardında saklanan
bir servet olmaktan çıkar;
aynı rüzgârı soluyan,
aynı yağmurda ıslanan,
aynı güneşe yüzünü dönen
insanların ortak türküsüne dönüşür.
Benim içimde hâlâ
sakladığım düşler var.
Bir ressamın tuvaline sığmayan.
Bir şairin dizesine taşan.
Deniz kadar mavi,
toprak kadar dirençli,
ateş kadar canlı.
Bir gün,
o düşler
yalnız benim olmayacak.
Bir meydanın sesine,
bir nehrin akışına,
bir çocuğun gülüşüne,
bir işçinin nasırlı avcuna
karışacak.
Ve dünya,
kendini yeniden,
emeğin kalbinden okuyacak.
Hikmet Metin Çavdar
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.