0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
72
Okunma
Yorgunum, tut elimden kaldır desem,
inan nefesinle boğulurum.
Ki zaten dizlerim çoktan yürümeyi unuttu.
Sardunya seviyorum şimdilerde.
Gökkuşağının renklerini ayırıyorum.
Bazen de bir şiir yazıyorum tahta masalara…
Bir fincan çayın soğumasını bekliyorum.
Bazı geceler pencereleri açık bırakıyorum.
Bazen de kuşların konduğu telleri sayıyorum.
Yine eksik olduğunu fark ediyorum ama hangisi olduğunu bilmiyorum.
Gerçi bazen bilmemek daha az yoruyor beni.
Eskiden pazartesi günlerini hiç sevmezdim.
Gerçi kim sever ki…
Ama burada her pazartesi balık günüymüş.
İnsanlar balığa çıkıyor sevdikleriyle beraber.
Kimsem yok diye üzülme.
Tarçın var.
Ben de onunla çıkıyorum.
Ama o benden daha çok seviyor balığı.
Çok tutmayı beceremesem de Deniz Ana ikimize yetecek kadar veriyor.
Akşamları soğuk oluyor.
Hiç bizim oraların havası gibi değil,
Sıkı giyiniyorum.
Bir de yağmuru çok fazla.
Ama çok garip burada,
kimse yanına şemsiye almıyor.
İnsanlar ıslanmayı tercih ediyor.
Bizim sevdamız da böyleydi.
Yağmur gibi…
Önce hiç durmayacakmış gibi yağıyor,
sonra bitiyor.
Burada “bizim” deyip sahiplenmeyi çok isterdim
ama belki de yaşayan birçok insanın hikâyesi bu şekilde bitiyor.
ve bizimkisi de sadece onlardan biriydi.
Ama bir fark vardı.
O’da yağmur çok yağarken gitmiş olmandı.
Kızmıyorum sana.
Sadece o günleri çok özlüyorum.
Sanki üç bin yıllık bir uykudan uyanmış gibi hissediyorum.
Her şeyi yeniden öğreniyorum.
Senden önce.
Senden sonrası gibi.
Bazı günler
Ahmet Arif okuyorum,
toplumu anlamak ve onun baktığı pencereden bakmak istiyorum hayata.
Sonra sana mektuplar yazmak istiyorum.
Gönderemeyeceğim mektuplar
adresin meçhul...
Maviye inat griye dönen gökyüzü
her şeyin bir sebebi
Olmak zorunda olmadığını gösteriyor bana
Ve burada insanlar acele etmiyor.
Yağmur yağıyor, ıslanıyorlar.
Bir otobüs geçiyor,
bekleyenler başka bir otobüsü bekliyor.
Kimse gökyüzüne kızmıyor.
Ben de artık biraz daha az kızıyorum.
Eskiden her şeyi anlamaya çalışırdım.
Şimdi bazı şeyleri olduğu yerde bırakıyorum.
Bir taş gibi…
Nereye ait olduğunu bilmeden
yol kenarında duran bir taş gibi.
Her gittiği yere kendinden bir parça götürmek yerine,
bazı parçalarını geride bırakmak gibi veya hiç bırakamamak gibi.
Ben senden geriye ne bıraktım bilmiyorum.
Belki bir fotoğrafın kenarında kaldım.
Belki bir şiirin içinde.
Belki de hiç hatırlamadığın bir akşamın
sessizliğinde.
Sen gittikten sonra
Her şeyi yeniden öğreniyorum
Çayın nasıl soğuduğunu,
yağmurun nasıl dinlediğini,
sardunyanın hangi tarafa döndüğünü,
Ve Tarçın’ın balığı benden neden daha çok sevdiğini.
Belki bir gün bunların hepsini sana anlatırım.
Belki de anlatamam bilmiyorum
Şimdilik tahta masalara yazıyorum.
Çünkü senden sonra
Ben de hep Poyraz ertesi..
Poyrazcan
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.