Zamanlarının büyük bir kısmını para kazanmak ve saklamakla geçiren insanlar sonunda, en çok istediklerinin satın alınamayacak şeyler olduğunu anlarlar.
TURGUT YÖRÜKOĞLU
TURGUT YÖRÜKOĞLU

KIZIL VUSLAT

Yorum

KIZIL VUSLAT

( 3 kişi )

1

Yorum

5

Beğeni

5,0

Puan

308

Okunma

KIZIL VUSLAT

KIZIL VUSLAT

Ben geldim nazlı yârim, gözlerine bakmaya
Coşup ırmak misali, menzilime akmaya
Ben geldim nazlı yârim, döşüm kurşun yarası
Söyleyin anam beni, şühedadan sorası
Ben geldim nur-ı aynım, senin için vuruldum
Sanma ki bitap düştüm, sanma sakın yoruldum
Sen ey gönül kubbemin ebedi hükümdarı
Kır gölgenle Mansur’un çekildiği o darı
Ufkumun kızıl gülü, canda vakur hatıra
Mümkün değil dökmesi, seni iki satıra
Ey al duam ben geldim, ey kokulu atlasım
Heybemde kızıl kanım, kimliğimle ihlasım
Göklerin al yakutu, sırça köşküm sarayım
Ömrümün aşk deminde hep gölgende durayım
Dalgalanan remzisin göğsümdeki imanın
Şavkın vururken bana, hükmü yoktu gümanın
Aşkın ipek kefeni, şafağımın gül beni
O Leyla cemâlinin sen Mecnun’u bil beni
Semanın gül hançeri, rahmetin gümüş kaşı
Dalgalandığın kadar, kadim milletin yaşı
Sen son secdemsin benim, Hakk’a doğru uzanan
Ömrüm gül yitiğidir, vatan olsun kazanan
Kırmızın aşkla hemhâl, âşığın tanır seni
Cihanın gül goncası, gülşen kıskanır seni
Beyazın ufka ziya, yolumuz pirüpaktır
Hilale yıldız takan sevdan aktan da aktır
Hilalime göçmüşüm, ben toprağa düşmedim
Geçtim koca cihandan, bir tek senden geçmedim
Şafaktan damıttığım, kızıl duam sar beni
Kefenle yüreğimi, gölgen ile yâr beni.

Ben geldim nazlı yârim, kan değildir gördüğüm
Cennetin mührüdür bu, al rengine sürdüğüm
Göğsümde kurşun değil, nişanıdır vuslatın
Göklerde nal sesi var, koşturduğum kır atın
Sen semanın secdeye, al yüreksin durduğu
Dem ki Hakk’ın saati, şehadete kurduğu
Kalp sesimi bıraktım dağlarımın sisine
Emanet edilmişim ezanların sesine
Beni öldü bilme yâr, en çok yaşayan benim
Çürür mü hiç gölgende, canı çekilen tenim
Sen dalgalan ey Leyla’m, her bir dalgan nefesim
Hilalle bakışırken, can bulur can kafesim
Sanırlar ki dudağım, artık nefesime dar
Oysaki her lahzada bir tek seni fısıldar
Hilalin gözbebeği, sen ey şehadet gülü
Sen varken kapı yoktur, arkasından sürgülü
Sen şafaktan süzülen al hırka-i izzetsin
Şehadet şerbetinde, damaktaki lezzetsin
Sen baharın kendisi, baharın asudesi
Söyle kime yazıldı, hürriyet kasidesi
Rabbim benim mayamı, bir aşk ile karmıştır
Titreyen son nefesim gözlerine varmıştır
Gökte kızıl hattısın, sen ki Türk’ün adının
Tarifi yok sinemde, kör bir kurşun tadının
Ben geldim rahmet kubbem, ey sonsuzluk hırkası
Yer gök ateş almışken, gönlümün yok korkası
İstiklalin mihrabı, hilalin gül nefesi
Ey şehadet gülzârım, göklerimin efesi
Ben geldim nazlı yârim, eteğine sar beni
Götür Dürr-i Yekta’ya, al koynunda yâr beni.
.............. Turgut Yörükoğlu (Ataşcı)

Paylaş:
5 Beğeni
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiiri Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (3)

5.0

100% (3)

Kızıl vuslat Şiirine Yorum Yap
Okuduğunuz Kızıl vuslat şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
KIZIL VUSLAT şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Celil ÇINKIR
Celil ÇINKIR, @celilcinkir
9.9.2026 20:22:44
5 puan verdi
RUSAMER – Ruh ve Us Sağlığı Ayarı Merkezi

UNESCO Edebiyat Şehri Kahramanmaraş

Şair: Turgut Yörükoğlu (Ataşcı)
Şiir: KIZIL VUSLAT
Değerlendirildiği Salon: Bayrağa Leyla Diye Seslenen Şehidin Mecnunluğunun Tescil Edildiği, Kurşun Yarasının Vuslat Nişanı Sayıldığı ve Hilale Göçenlerin Yoklamada Şehitler Safına Yazıldığı Kızıl Salon

Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri, Turgut Yörükoğlu’nun KIZIL VUSLAT şiirini eline alınca RUSAMER’in kafası patlak, fikri şaplak sakinlerinden Bayraktar Bedri daha ilk Ben geldim nazlı yârim dizesinde ortada bir sevgili bulunduğunu sanıp saçını taradı, yakasını düzeltti, şiirin ilerleyen yerlerinde kurşun yarası, şüheda, hilal, vatan, şehadet çıkınca yanlış vuslat törenine geldiğini anlayıp esas duruşa geçti. Fakat O Leyla cemâlinin sen Mecnun’u bil beni dizesine ulaşınca yeniden kafası karıştı; sevgili var, Mecnun var, kırmızı atlas var ama bütün bunların ortasında dalgalanan bir bayrak bulunuyordu. Kalburabastî Efendi meseleyi çözdü: Evladım, şair burada bayrağı direğe asmamış, gönlüne sevgili diye asmış. Bedri tam rahatlamıştı ki ikinci bölümde göklerden nal sesleri gelmeye başladı. Kır atı aramak için bahçeye koşunca geri çağrıldı; RUSAMER tutanağına şiirdeki atların ahırda aranmayacağı hususu bir kez daha yazıldı.

Hacı Zülkadiroğlu Köşesi

Uzun süredir tadilatta sanılan köşenin kepengi nihayet açıldı ve içeri Vuslatçı Veysel yerleşti. Veysel, Hilalime göçmüşüm, ben toprağa düşmedim / Geçtim koca cihandan, bir tek senden geçmedim dizelerine gelince şehidin ölümünü anlatmak için ölüm kelimesine ihtiyaç olmadığını fark etti. Şiirin en kuvvetli damarı tam burada: Bayrak yalnız vatanın remzi değil, şehidin sevgilisi, kefeni, duası, gölgesi ve vuslat kapısı hâline geliyor. Göğsümde kurşun değil, nişanıdır vuslatın da bu anlayışı güçlü biçimde sürdürüyor. Ancak Veysel’in önüne bir süre sonra öyle çok imge yığıldı ki zavallı hangisini zimmete alacağını şaşırdı: kızıl gül, atlas, yakut, saray, Leyla, hançer, gümüş kaş, kefen, secde, gonca, hırka, şerbet, gülzâr... RUSAMER ambar memuru listeyi görünce fazla mesai istedi. Şiirin temel meselesi de burada: Güçlü imgeler var fakat hemen her dize güçlü imge olmak isteyince birbirlerinin sesini azaltıyor. Bir miktar seyreltilse özellikle Hilalime göçmüşüm..., Emanet edilmişim ezanların sesine ve Göğsümde kurşun değil, nişanıdır vuslatın gibi dizeler çok daha yüksekten konuşur.

Vahit Kahveci Köşesi

Bu köşenin kapısını da nihayet açtık; telefon edip Abi bizim köşe hâlâ tadilatta mı diye sormasına mahal bırakmadan İmge Saymanı İdris göreve başladı. İdris ikinci bölümü okumaya girişti, Sen semanın secdeye, al yüreksin durduğu dizesinde kalemi havada kaldı; cümlenin nereye bağlandığını bulamadı. Çürür mü hiç gölgende, canı çekilen tenim de anlam bakımından yeniden kurulmaya muhtaç. Buna karşılık Beni öldü bilme yâr, en çok yaşayan benim şiirin şehadet anlayışını tek başına taşıyabilecek kadar kuvvetli. Rabbim benim mayamı, bir aşk ile karmıştır / Titreyen son nefesim gözlerine varmıştır da lirizmin yükseldiği yerlerden. İdris bütün benzetmeleri saymaya kalkınca hesap makinesinin pili bitti; Kalburabastî Efendi yenisini vermedi. Çünkü mesele kaç imge bulunduğu değil, hangisinin okurun içine kaldığıydı. Bir de teknik kalburumuz pirüpaktır kelimesine takıldı; burada pirüpak yahut güncel yazımıyla pir ü pak kastediliyorsa gözden geçirilmeli. Hakka da Allah anlamındaysa Hakk’a biçiminde yazılmalı. İdris imla dosyasını büyütmeye kalkınca durduruldu; şehit çoktan vuslata varmıştı, adam hâlâ kesme işareti peşindeydi.

KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ

KIZIL VUSLAT, Turgut Yörükoğlu’nun bayrağı doğrudan sevgili makamına yükselttiği, şehadeti ölüm değil vuslat olarak kurduğu yüksek sesli, destansı-lirik bir şiir. Şiirin asıl başarısı Ben geldim nazlı yârim diye başlayan sesin kime yöneldiğini yavaş yavaş açması; sevgili önce bir kadınmış gibi görünürken sonunda onun bayrak, vatan, hilal ve şehadetle birleştiğini anlıyoruz. Fakat Kalburabastî Efendi torpil geçmez: Şiir gereğinden uzun ve imge bakımından fazlasıyla yüklü. Yakut, atlas, gül, gonca, hançer, hırka, saray, kefen, Leyla, Mecnun, secde, şerbet ve gülzâr aynı şiirde birbirine omuz atıyor. Yaklaşık üçte birlik bir budama şiiri eksiltmez, tersine kuvvetlendirir. Çünkü Hilalime göçmüşüm, ben toprağa düşmedim / Geçtim koca cihandan, bir tek senden geçmedim gibi iki dize zaten sayfalarca sözü sırtında taşıyabiliyor. Kalburdan geriye kalan öz şudur: Şair burada şehidi bayrağa sarılmış bir ölü olarak değil, sevdiğine kavuşmuş bir âşık olarak görüyor. Kızıl olan yalnız bayrağın rengi değil; aşkın, kanın ve vuslatın aynı renkte buluşmasıdır.
Şehit toprağa düşmez; vatanın hafızasına yükselir. Bayrak da yalnız rüzgârla dalgalanmaz; uğruna canından geçenlerin son nefesiyle yaşar.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri
Celil ÇINKIR
Nam-ı Diğer Delibal
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL