3
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
103
Okunma

Sakal bıraktım.
Güzin yüzüme baktı:
“Terörist gibi olmuşsun!”
dedi.
İlahi kadın,
bilirim;
sen beni daima
sakalsız, tıraşlı,
asker görmek istersin…
“Hollywood yıldızı
gibi olmuşsun”
dedi biri.
Başkası baktı,
yüzünü buruşturdu:
“Hiç yakışmamış!”
Yabancı hoca sanıp
elini uzatan da oldu:
“Nice to meet you!”
Gülümsedim;
aynı yüzdüm oysa,
herkes başka birini gördü.
Anladım ki
insan yüzü de
şehirler gibiymiş;
herkesin
kendi penceresinden
gördüğü,
görmek istediğiymiş.
“Sakal seni
makkap ile yolayım,
bir kız bana emmi dedi,
neyleyim?”
diyen Karacaoğlan:
“Sakal yaşlanır da
gönül yaşlanmaz”
deyip geçerdi…
Aynaya baktım,
gençliğimi aradım;
oysa ben
aynı bendim…
Anladım ki mesele
sakal değilmiş,
aşinalıkmış…
Herkes bulduğu gibi
görmek istiyor insanı;
dünkü yüzünle,
dünkü sesinle,
dünkü halinle…
Kim istemez ki
en genç haliyle kalmayı?
Ama hayat
olduğu gibi bırakmıyor insanı.
Bir tel sakal
düşüyor yüze,
bir tel zaman
düşüyor yüreğe.
Tasavvuf ehli der ki:
“Surete takılma,
özünü ara.”
İyi de kardeşim,
öz aynı öz;
neden bu kadar
değişti ayna?
Belki de yaş almak budur:
yüzünde biriktirirken yılları,
içinde yaşatmak
bir delikanlıyı.
Kimi
“yakışmış” diyor,
kimi
“yakışmamış.”
Varsın desinler…
Sakal benim,
yüz benim;
ellere ne ki?
Ben bugün
kendimi
biraz daha sevdim.
Hem ne demişler:
İnsan değişir,
eşkıya bile uslanır;
ama gönül dediğin,
bir kere genç kaldı mı
ölünceye kadar
delikanlıdır.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.