5
Yorum
22
Beğeni
5,0
Puan
186
Okunma
Yokluğunla ehlileştiremezsin beni, aşk.
Kendine talip de edemezsin.
Ben seni isterken bile
sana ait değildim.
Güney ile kuzey arasında
kimsenin uğramadığı bir yön var;
yalnızlığımı oraya gömdüm.
Ne mezar taşı diktim başına
ne de ardından dua ettim.
Bazı ölüler dirilmesin diye
isimsiz bırakılır.
Defterlerin tükendiği yerde
başladı benim hikâyem.
Kâğıttan önce de vardım ben;
ilk kadın
ilk kez sevdiği adamın ardından
sesini içine gömdüğünde
belki bendim.
Belki mürekkep
benim içimden öğrendi kararmayı,
kâğıt
susuşumdan beyaz kaldı.
Ne çok yazıldım da
bir türlü tamamlanmadım.
Hay aksi aşk—
sana ayırdığım ömrün
bana düşen tarafı nerede?
Arıyorum.
Yatağın altında,
eski bir duanın cebinde,
saçlarıma ilişmiş birkaç kışın arasında.
Bulamıyorum.
Sonra içimden
bir kadın çıkıyor.
Çırılçıplak.
Göğsünde eski çağların hüznü,
dizlerinde düşmekten kalma toprak,
saçlarında
hiçbir erkeğin tarayamayacağı bir fırtına.
Bana bakıyor.
Tanıyorum
Meğer çıplaklık
elbisesiz kalmak değilmiş aşk;
insanın
kendinden soyduğu ne varsa
geri giymesiymiş.
Şimdi al yokluğunu.
Ben onu yıllarca
senin cesedin sanıp taşıdım.
Bu gece
onu da gömüyorum.
Ne kapıyı söküyorum
ne duvarı yıkıyorum
öyle eksiksiz çıkıyorum ki hayatından,
geride kalan
kendi yokluğuma bakıp
terk edildiğimi sanıyorum..
5.0
100% (10)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.