0
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
41
Okunma

Yaşlanmak,
yaşanmışlıklara tutunup
bir ağaca, bir kelebeğe özenmekmiş.
Ağaca—
gidenlerin ardından
hiçbir yere gitmeden durabildiği için;
kelebeğe—
ömrünün kısalığını bilmeden
bir çiçekten ötekine konabildiği için.
Geçeni özlemek,
gelene sitem etmekmiş.
Çünkü zaman
her gelişinde başka bir şey getirirken
senden bir şeyi de
sessizce götürüyormuş.
Yaşlanmak,
bir dal kırıldığında irkilmek,
yere düşen yaprağa eğilip
kendi ömründen kopmuş
bir günü görür gibi bakmakmış.
Sonra kuşları
başka türlü sevmeye başlarmış insan.
Gökyüzünde uçanlardan çok,
yerde kalanlara bakarmış.
Kanadı kırık bir kuşu görünce
onu avucuna almadan önce
kendi omzunu yoklarmış sanki.
Çünkü yıllar
insana uçmayı değil,
kanadın ne demek olduğunu öğretirmiş.
Meğer yaşlanmak,
dünyadan uzaklaşmak değilmiş;
bir ağaca daha çok yaklaşmak,
bir kelebeğin ömrünü önemsemek,
kanadı kırık bir kuşun acısında
kendi sessizliğini duymakmış.
Ve en çok da—
geçene “biraz daha kal” diyemeden,
gelene “neden bu kadar çabuk geldin”
diye sitem etmekmiş.
Kazım Demir
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.