1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
33
Okunma
Vardiya Sonrası Yürüyüş
I. Sabahın Beşinde
Sabahın beşi, fabrika düdüğü sustu sonunda,
Karanlıkta eriyen bir gün daha geride kaldı.
Ellerimde yağ, talaş, ter kokusu karışmış —
Bir ömrü sığdırdım bu vardiyaya, bu makineye, bu banta.
Tornanın sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor,
Metalin çığlığı, çelikten bir ağıt gibi.
Yürüyorum kaldırımlarda, gölge gibi, hayalet gibi,
Sokak lambaları sönüyor birer birer arkamda,
Gün ışığı zalim bir yalan gibi doğuyor şimdi,
Benim için değil, benim için asla değil.
Benim için sadece bu yorgunluk var,
Bu ağır adımlar, bu çökmüş omuzlar,
Bu kirli iş tulumu ve içinde erimiş bir beden.
II. Annemin Gözleri
Annemin gözleri vardı aklımda dün gece,
O acı kahve rengi, o kirpikleri ıslak gri.
Bir ömür süren bekleyişin faturasını ödüyorum işte,
Ben, sen, biz — hepimiz ödüyoruz.
Hatırlıyorum çocukluğumu,
O dar gecekonduda, sobanın dumanı,
Babanın ayakkabıları kapının önünde,
Sabaha karşı gelen ayak sesleri.
Annemin elleri nasıl da titrerdi çay demlerken,
Gözleri pencerede, kulakları merdivende.
Şimdi ben annemin yerindeyim,
Benim gözlerim acı kahve,
Benim kirpiklerim ıslak gri,
Ben bekliyorum — neyi beklediğimi bilmeden.
Belki bir mucizeyi, belki bir değişimi,
Belki sadece yarını, belki hiçbir şeyi.
III. Nehir Kenarında
Nehrin kenarında oturuyorum yorgun argın,
Suyun akışına bakıyor uzun uzun, düşünceli.
Nehir biliyor gittiğim yeri,
Nehir biliyor nereden geldiğimi,
Ben bilmiyorum, ben yitiyorum kendi içimde.
Su yüzeyinde yansıyan bir yüz görüyorum,
O ben miyim, bu ben miyim, kim bu adam?
Gözlerindeki o derin çukurlar,
O yorgunluk çizgileri, o kırışıklıklar —
Hepsi birer hikâye, hepsi birer yara.
Bir martı konuyor yakınımdaki direğe,
Kanatlarını sallıyor, özgürce, kaygısızca.
Keşke ben de martı olsaydım,
Keşke benim de kanatlarım olsaydı,
Uçsaydım şu gri şehrin üzerinden,
Gidip başka bir yere, başka bir hayata.
Ama ben işçiyim, ayaklarım yerde,
Toprağa bağlı, fabrikaya zincirlenmiş,
Ve nehir akıyor, akıyor, durmadan akıyor —
Benim gibi, senin gibi, hepimiz gibi,
Durmadan, yorulmadan, umutsuzca değil,
Belki de en büyük umudumuzla.
IV. Sokaklar ve İnsanlar
Sokaklar uyanıyor yavaş yavaş,
Ekmek fırınlarının kokusu yayılıyor havaya,
Simitçinin sesi, gazete dağıtıcısının adımları.
Ben yürüyorum bu arada, görünmez gibi,
Bir hayalet gibi, bir gölge gibi.
Karşıdan gelen adam takım elbiseli,
Kravatı düzgün, saçları taralı,
Gözlerinde o tatmin, o rahatlık.
Ben bakıyorum ona, o bakmıyor bana,
Biz aynı dünyada yaşamıyoruz sanki,
Aynı şehirde, aynı sokakta, ama farklı gezegenlerde.
Bir kadın geçiyor yanımdan,
Elinde poşetler, yüzünde o endişeli ifade,
Belki o da bekliyordur birini,
Belki onun da gözleri acı kahve,
Belki onun da kirpikleri ıslak gri.
Bir an göz göze geliyoruz,
Bir anlık bir anlaşma, bir dayanışma,
Sonra herkes kendi yoluna, kendi kaderine.
V. Çocuk ve Umut
Ama işte, bir çocuk gülüyor karşıdan,
Yüzü güneş, gözleri umut, sesi çan.
Koşuyor annesinin elinden kurtulup,
Kelebek peşinde, toprak kokusu peşinde.
Ve anlıyorum ki bu ter, bu yorgunluk,
Bu ağır nefes, bu çatlak eller —
Hepsi onun için, onların için, yarın için.
Bu çocuk büyüyecek, okuyacak, öğrenecek,
Belki doktor olacak, belki öğretmen, belki şair.
Belki o fabrikaya girmeyecek,
Belki o vardiyaları çekmeyecek,
Belki o gözleri acı kahve olmayacak.
İşte bu düşünce kaldırıyor beni yerimden,
İşte bu umut yürütüyor beni yine,
Sırtımda bir dağ, yüreğimde bir yangın,
Ama içimde de bir ışık, bir kıvılcım,
Sönmeyen, söndürülemeyen bir inanç.
VI. Eve Dönüş
Eve varıyorum sonunda,
Daracık odam, soğuk duvarlar,
Ama benim, bana ait, benim limanım.
Ceketimi asıyorum, ayakkabılarımı çıkarıyorum,
Yatağa yığılıyorum bitkin, tükenmiş.
Tavanı seyrediyorum,
Orada bir çatlak var, orada bir leke,
Hepsi birer harita, birer anı.
Gözlerim kapanıyor yavaş yavaş,
Fabrika düdüğü hâlâ çalıyor kulaklarımda,
Ama uzaklaşıyor, uzaklaşıyor,
Yerini bir başka sese bırakıyor —
Bir nini, bir şarkı, bir umut türküsü.
Ve uyuyorum, düşlüyorum,
Gri kirpiklerimde ıslak bir umutla,
Acı kahve gözlerimde yarın umuduyla.
VII. Yıldızlara Çağrı
Yıldızlar! Ey yıldızlar!
Siz ki binlerce yıldır oradasınız,
Siz ki bütün acıları gördünüz,
Bütün vardiyaları, bütün yürüyüşleri.
Birleşin artık, güneş olun,
Bu karanlık şehirde aydınlık olun,
Bu gri fabrikalara ışık olun,
Bu yorgun işçilerin yüzüne gülümseyin.
Bizler toprağın çocuklarıyız,
Bizler emeğin, alın terinin şarkısıyız,
Bizler susmayacağız,
Bizler yorulmayacağız,
Bizler durmayacağız,
Ta ki güneş doğsun taşanlarımızın üzerine,
Ta ki herkesin gözleri kahve değil,
Ta ki herkesin kirpikleri ıslak değil,
Ta ki herkes gülümsesin,
Ta ki her çocuk özgürce koşsun sokaklarda,
Kelebek peşinde, umut peşinde,
Bizim için, sizin için, hepimiz için.
5.0
100% (2)