7
Yorum
22
Beğeni
5,0
Puan
108
Okunma

Otopsi raporunda üstü çizilmiş bir bölge,
Hiç okunmamış dava dosyalarının kenarına sızmış leke gibi.
Ne gitmesi tam ne kalması,
Daha çok bir ölüm anı tereddüdü,
İnsanın basmaktan ürktüğü o ince çizgi.
Bütün kent bağırırken suskunluğuyla sağır eden,
Gözlerimin gerisinde bir yangın enkazı saklayan.
Kitapların o en kalın sayfalarında fazlalık gibi duran,
Ama çıkarılınca bütün cümlenin anlamını düşüren
dilsiz bir harf.
Silinince bütün ömrün dengesini bozan,
Dokunursun, parmak uçlarını bile kanatan gizli dikiş.
Sesinde hep bir kilit tıkırtısı var,
Tam kapanmaz;
Kapanırsa kendi karanlığında boğulur,
Açılırsa bu beton şehir kirletir onu.
Bir gardiyan gibi bekler kapıda soğuk hüzün.
Söz etmesen de eksilirdi biraz.
İçimde bıraktığı boşluğun bile yaşlandığı,
Zamanın dişleri arasında rengi solan eski sızı...
Unuttukça ihanet ettiğimi sandığım,
Artık ilk günkü hırsıyla kanamadığı için beni suçlu çıkaran.
Adresiydi kimsesizliğimin;
Kuşların bile uçmaktan korktuğu o uçurum,
Beton bloklar arasına sıkışmış paslı bir çivi.
Bir aynada saklanan sahte neşe gibi,
Güldükçe içe batan görünmez neşter.
Kış güneşi gibi şimdi zaman;
Gözünü alır ama içini ısıtmaz,
Fırtına hazır bekler yamacında.
Doğru... Öldürmedin,
Ama yaşamaktan soğuttun beni.
5.0
100% (11)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.