4
Yorum
15
Beğeni
0,0
Puan
84
Okunma

I.
Soğuk çelik koltuklarda sallanıyor
yorgun omuzların gri uykusu.
İstasyon ışıkları pencerelerdeki buğuyu
puslu bir uyanışa döküyor.
Vagonun ortasında büzülürken gövdeler
sabahın koşturmacası
rayların mekanik sesine eriyor.
Yol almak;
biletlerin turnikeden hızla geçmesi,
zihnin bir boşluğu sayıklaması,
kendi içinde kalabalığın
defalarca eksilip artması...
Akıyor zaman.
Ceketler kış yükü,
yakalar ardına kadar kapalı,
telaş, istasyon direkleri kadar donuk.
Unuttum
kiminle yürüdüğümü
adımların ritimle kilitlendiği peronlarda.
Aklımda yapılacak işlerin son durağı,
yağmuru emen asfalttım, botların altında;
bir yolcuyum, rüzgârda...
II.
Gıcırtılı ahşap bankta sallanıyor
eski ceketlerin yün kokusu.
Gökyüzü alnımdaki derin çizgileri
gümüşten bir şefkate döküyor.
Salıncağın altında büzülürken gölgeler
ikindinin durgunluğu
güvercinlerin gri boşluğuna eriyor.
Büyümek;
çocuğun adımlarında demlenmesi hayatın,
avuçların sıcak bir eli sayıklaması,
kendi içinde nesillerin
defalarca dönmesi...
Geçiyor ömür.
Cepler bilye yükü,
bastonun ucu toprağa saplı,
çocuk gülüşü kadar aydınlık bir tını.
Unuttum
yaşlandığımı
kuşların yemlerle üşüştüğü parklarda.
Zamanı geren hatıraların altında,
aklımda masalların gittiği o taşra;
bir çocuğum, rüzgârda...
III.
Boy aynasının sırrında sarsılıyor
yirmi yılın o eksik uykusu.
Odanın loşluğu alnımdaki çizgileri
bakırdan bir hesaplaşmaya döküyor.
Ayak ucumda büzülürken gölgeler,
gece yarısının tekinsizliği
iki farklı yaşın boşluğunda can çekişiyor.
Yüzleşmek;
çocuğun sesinde tortulanması kırgınlığın,
içimdeki çocuğun büyümeyi sayıklaması,
kendi içinde bir ömrün
omurgasından defalarca bükülmesi...
Geçiyor gençlik.
Avuçlar keşkeler yükü,
anılar ardına kadar açık,
idrak, paslı bir jilet gibi keskin ve çıplak.
Unuttum kim olduğumu.
Yolların seçimlerle çatallandığı o kör kavşaklarda,
zamanı geren pişmanlıkların altında kaldım.
Şimdi aklımda yarım bıraktığım o ilk satır,
bir adamım, sert çenesi rüzgârda...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.