0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
80
Okunma
Antep’in dar sokaklarında berrak bir geceydi,
Aynalı Kahve’de çayın dumanı yükselirken,
Ben senin gözlerindeki o saklı gurbeti sökerdim.
Şehrin üstüne sinmişti fıstık ağaçlarının kokusu,
Bir fırtına koptu içimde; ne ayrılıktı bu, ne tam vuslat,
Taş konakların gölgesinde tutuklu kaldı adımız.
Kalemin ucu değdi mi kâğıda,
Gaziantep ağlardı hüznümüze, biz susardık.
Kale’nin burçlarından baktım uzun uzun,
Yolu düşmez mi bir daha bu diyara diyerek…
Baktım ki ne sen varsın o yokuşun sonunda,
Ne de o eski fırınlardan yükselen o sıcak samimiyet.
Alleben Deresi süzülürken sessizce köprünün altından,
Her damlasına senin adını yazıp bıraktım Akdeniz’e.
Bakırcılar Çarşısı’nda çekiç sesleri çınlarken içimde,
Ben her vuruşta seni dövdüm sabrımın örsünde.
Adım adım gezdim de Bakırcılar’ı, Elmacı Pazarı’nı,
Senden kalan bir tebessümü bulamadım hiçbir tezgahta.
Bir ağıt yaktım gecenin en derin yerinde,
Irak yerlere gitti sesim, gürültüsüzce süzüldü.
Aşk dedikleri bir zamanlar bu topraklarda gururla taşınırdı,
Şimdi hangimize düşer bu ağır yük, sen söyle herif?
Tarih yazsa da Gazi’nin direnişini, şanını,
Benim içimdeki direniş, senin yokluğun karşısında düştü.
Gözlerin, Bey Mahallesi’nin o dar, taş sokakları gibiydi;
Kaçsam kaybolur, kalsam çıkamazdım o dar vakitlerden.
Bir yanım gurbete sevdalı, bir yanım Antep gibi mağrur,
Savrulduk işte iki ayrı kıyısına bu koca ömrün.
Sanki bütün destanlar bitti de,
Bizim masalımız yarım kalmış bir türküye dönüştü.
Sokaklar aktı gitti ayaklarımın altından,
Bir masal gibi başladı, bir destan gibi bağlandı hikâye.
Seni sevmek; bu şehrin taşında, toprağında hayranlık bırakmaktır,
Ve bilesin ki bu satırlar, sönmeyen bir ahın mühürlenmiş halidir…
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.