0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
32
Okunma

Ben kaplumbağayım.
Beni acele edenler sevmez;
çünkü ben onların dünyasına
ayak uydurmam.
Onlar koşar,
ben yürürüm.
Onlar yetişmeye çalışır,
ben yoluma bakarım.
Bana yavaş derler.
Oysa ben bilirim:
Her hızlı giden
vardığı yere ulaşmış sayılmaz.
Benim adımlarım küçüktür,
ama attığım adımı
kendim seçerim.
Yol uzunsa uzundur;
ben yolu kısaltmaya değil,
yolda kalmaya bakarım.
Sırtımda evimi taşırım.
Bu yüzden hiçbir yere
tam anlamıyla yabancı değilim.
Bir ağacın gölgesi
bana yeter.
Bir taşın yanı
bana yeter.
Toprağın serinliği
bana yeter.
İnsan,
sen neden bu kadar çok şey taşıyorsun
da yine de kendine bir yuva bulamıyorsun?
Benim kabuğum var.
Bazen bana
yük gibi görünür.
Ama bilirim ki
o kabuk yalnızca beni saklayan
bir taş değildir.
O, bana
kendimi korumayı öğretir.
Dışarıdan gelen her şeye
kendimi açmam.
Her sese dönmem.
Her çağrıya gitmem.
Her yaklaşanı dost sanmam.
Tehlike geldiğinde
içime çekilirim.
Bunu korkaklık sanma.
İnsan bazen
kendini korumak için
dünyaya sırtını dönmek zorundadır.
Fakat ben kabuğumun içinde
sonsuz kalmam.
Tehlike geçince
yeniden çıkarım.
Çünkü hayat
yalnız saklanmak değildir.
Kendini korumakla
hayattan kaçmak arasında
ince bir çizgi vardır.
Ben o çizgiyi
adımlarımla öğrenirim.
Güneş doğunca
yola çıkarım.
Bazen önümde taş vardır.
Taş büyükse
yanından geçerim.
Geçemiyorsam
beklerim.
Ama taşa kızmam.
Çünkü önümdeki her engelin
illa ki kırılması gerekmez.
Bazı engeller
aşılır.
Bazıları
etrafından dolaşılır.
Bazıları ise
insana sabretmeyi öğretir.
İnsan,
sen neden her engeli
gücünle yenmek istiyorsun?
Bazen güç
dayanmak değildir.
Bazen güç,
kırmadan geçebilmektir.
Ben yarışmayı sevmem.
Biri önümden geçtiğinde
arkasından bakmam.
Biri beni geçtiğinde
yolumu değiştirmem.
Çünkü benim yolum
başkasının hızına göre çizilmemiştir.
İşte bunu anlamanı isterim insan:
Kendini başkasının hayatıyla ölçersen
kendi yolunu kaybedersin.
Kiminin yolu düzdür,
kimininki taşlı.
Kiminin gençliği hızlı geçer,
kiminin hayatı yavaş açılır.
Kiminin baharı erken gelir,
kimininki yıllar sonra.
Ama çiçek
her bahçede aynı gün açmaz.
Ben uzun yaşamayı
acele etmemeye borçlu değilim yalnız.
Ben zamanı
kendime düşman etmem.
Sabahı sabah yaşarım.
Akşamı akşam.
Yolumu yol.
Dinlenmem gerekiyorsa
dinlenirim.
Çünkü hayatı
sürekli yetişilecek bir yer
sanmıyorum.
İnsan,
sen hayatın neresine yetişmeye çalışıyorsun?
Bir makama mı?
Bir servete mi?
Bir başkasının beğenisine mi?
Yoksa sonunda
kendine dönmek için mi koşuyorsun?
Benim servetim
sırtımdaki kabuk kadar.
Fazlasına ihtiyacım yok.
Bir lokma bulursam yerim.
Su bulursam içerim.
Güneş bulursam ısınırım.
Gölge bulursam dinlenirim.
Hayatın bana verdiğini
hayatın benden istediği kadar alırım.
Sen ise
sahip oldukça daha çok istiyorsun.
Evin büyüyor,
içindeki huzur küçülüyor.
Paran çoğalıyor,
korkuların çoğalıyor.
Eşyan çoğalıyor,
yerin azalıyor.
İnsan,
bunca şeyi ne zaman
kendine yük ettin?
Ben sırtımda yalnız
kabuğumu taşırım.
Sen geçmişini,
kırgınlığını,
hırsını,
pişmanlığını,
başkalarının sözlerini
yıllarca taşıyorsun.
Sonra bana bakıp
"ağır gidiyor" diyorsun.
Ben ağır değilim.
Sen fazla yük taşıyorsun.
Bazen yolum
kurur.
Bazen yağmur yağar.
Bazen toprak çamur olur.
Bazen önümde
hiçbir şey görünmez.
Yine de yürürüm.
Çünkü hayatın
her zaman açık bir yol
sunacağını düşünmem.
Bazen insan
yolunu yürürken bulur.
Önce yola çıkarsın,
sonra yol sana kendini gösterir.
Ben nereye varacağımı
her zaman bilmem.
Ama önümdeki toprağı bilirim.
Bir adım.
Sonra bir adım daha.
Hayat da biraz böyle değil mi?
İnsan bütün ömrünü
bir anda yaşayamaz.
Bugünün yükünü
yarının omzuna koymanın
ne anlamı var?
Ben kaplumbağayım.
Yavaşım.
Ama geriye dönüp
"Keşke daha hızlı yaşasaydım"
diyecek kadar
hayatı tüketmem.
Çünkü bilirim:
Bazı güzellikler
ancak yavaşlayan gözlere görünür.
Bir yaprağın damarını,
toprağın kokusunu,
yağmurun serinliğini
koşan göremez.
Ben yürürken görürüm.
Sen de bazen dur.
Bir ağaca bak.
Bir çocuğun yüzüne bak.
Yaşlı bir insanın ellerine bak.
Akşamın gökyüzüne bak.
Hayatın senden
sürekli bir şey istemediğini fark et.
Bazen hayat
senden yalnızca
orada olmanı ister.
Ben öldüğümde
ardımda büyük bir şey bırakmayacağım.
Bir sarayım olmayacak.
Adım meydanlara yazılmayacak.
Kimse benim için
anıt dikmeyecek.
Ama ben hayatı
bana verildiği kadar yaşayacağım.
Toprağı eşeleyeceğim.
Güneşe çıkacağım.
Yağmurdan kaçacağım.
Yolumu sürdüreceğim.
Ve geldiğim yere
fazla zarar vermeden
gideceğim.
Belki insanın
dünyaya bırakabileceği
en büyük miras da budur:
Ardında daha az yara bırakmak.
Ben kaplumbağayım.
Bana bakıp
yalnız yavaşlığımı görme.
Kabuğuma bakıp
yalnız sertliğimi görme.
İçimde yumuşak bir hayat taşıdığımı unutma.
İnsan da böyledir.
En sert görünenin içinde
bazen en kırılgan taraf saklıdır.
Bu yüzden kimseyi
tek bakışta yargılama.
Bir insanın kabuğunu gördüğünde
içindeki yarayı bilmiyorsan
hüküm verme.
Benim kabuğum
beni dünyadan ayırmaz.
Beni dünyada tutar.
Senin de
kendine ait sınırların olsun.
Ama o sınırlar
başkalarına karşı duvar olmasın.
Çünkü kabuk
korumak içindir;
hapsetmek için değil.
Ben kaplumbağayım.
Yavaş yürürüm.
Küçük adımlar atarım.
Ama her sabah
yeniden yola çıkarım.
Belki insanın bana bakıp
öğrenmesi gereken son şey de budur:
Hayat bir yarış değildir.
Yolun uzun olması korkutmasın.
Adımın küçük olması utandırmasın.
Bugün yalnızca bir adım atabiliyorsan
bir adım at.
Çünkü bazen
insanı menzile götüren şey
büyük sıçrayışlar değil,
vazgeçmeden atılmış
küçük adımlardır.
Ben kaplumbağayım.
Kabuğumu sırtımda,
yolumu önümde,
sessizliğimi içimde taşırım.
Ve her sabah toprağa
bir kez daha dokunarak
şunu söylerim:
“Acele etmiyorum.
Ama durmuyorum.”
Erol Kekeç/12.08.2026/Sancaktpe/İST
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.